Birlik Stratejik Araştırmalar Merkezi - BİRSAM

2015 Türkiye Genel Seçimleri’ne Körfez’den Bakış

Basra Körfezi kıyısında bulunan ülkelerin tüm çevreler tarafından “Körfez Ülkeleri” olarak adlandırıldığını biliyoruz. Dünyanın çeşitli yerlerinde birbirinden farklı körfezler ve bu körfezlere kıyısı olan ülkeleri göz önünde bulundurduğumuzda neden yalnızca bu ülkelerin ismi ile müsemma hale geldiğini anlamamız zor olmayacaktır.

Alfabetik sıraya göre; Bahreyn, Birleşik Arap Emirlikleri, Irak, İran, Katar, Kuveyt, Suudi Arabistan ve Umman’ın yer aldığı Basra Körfezi, ekonomik potansiyeli ile jeopolitik temellerini sağlamlaştırmış olmanın yanı sıra, dünyanın en önemli odak noktalarından birisi olmayı da başarmıştır. 

 
Petrol savaşlarının gün geçtikçe çetrefilleştiği, ekonomi-politik faktörlerin küresel siyasetteki ağırlığının her geçen gün arttığı bir bölge olan Körfez,  daha çok zengin petrol ve doğal gaz kaynaklarıyla bilinmektedir. Yine son yıllarda turizm açısından da ciddi bir potansiyele kavuştuğunu söylememiz yanlış olmayacaktır. 
 
 
Basra Körfezi, önceleri “Pers Körfezi” olarak adlandırılmış ancak 18. Yüzyıl itibariyle bölgedeki en gelişmiş kıyı şehri olan Basra’nın adını almıştır. Günümüzde ise akademik çevreler ve medya tarafından genelde “Körfez” (Gulf ya da Al Khaleej) nitelendirilmesiyle anılmaktadır.
 
 
Türkiye ise Cumhuriyet’in kuruluşundan bu yana kendi iç dinamikleri ile bağlantılı olarak bir süre Ortadoğu ve Körfez ile ilişkilerini ‘seviyeli’ düzeyde tutmuş, 2002 yılında AK Parti’nin iktidara gelmesiyle birlikte yeniden ivme kazandırmıştır. Gerek siyasal ve sosyal, gerekse ticari olarak, ikili ve bölgesel ilişkilerde görülen hareketliliğin Körfez’de yaşayan Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarını direkt ya da dolaylı yollardan etkilediği aşikârdır. 
Bu çalışmada yukarıda kısaca bahsettiğimiz Körfez’in genel durumu ve Türkiye’nin bölgeye yaklaşımı ışığında, 2015 Türkiye Genel Seçimleri’nde Körfez ülkelerinde yaşayan Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarının ortaya çıkardığı seçim sonuçlarını inceleyeceğiz. Verileri işlerken aynı zamanda ulusal ve uluslararası medyada yer alan yansımaları da göz önünde bulundurarak, bölge halkının Türkiye’den neler beklediğini de tespit etmeye çalışacağız. 
 

Körfez Ülkelerinden Gelen Oylar ve Oranları

 
Bu bölümde 2015 Türkiye Genel Seçimleri’nde ülkelerden gelen oy oranları ayrı ayrı ele alınmıştır. Bu yöntemle ülkeler arasındaki görüş farklılıklarının gözler önüne serilmesi amaçlanmıştır. Öyle ki Körfez ülkelerindeki ekonomi-politik mücadele hem bölgesel hem de küresel olarak aktörlerin stratejilerini ve vatandaşların yönelimlerini belirleyebilmektedir.  
 
Ülkelerden gelen sonuçlar “% 10 Seçim Barajı” baz alınarak bu barajı aşan; Adalet ve Kalkınma Partisi (AK Parti), Cumhuriyet Halk Partisi (CHP), Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) ve Halkların Demokratik Partisi (HDP) temelinde yansıtılmıştır. 
 

 Bahreyn 

Toplam Seçmen Sayısı: 639
% 55,7 Cumhuriyet Halk Partisi
% 22,4 Adalet ve Kalkınma Partisi
% 13,6 Halkların Demokratik Partisi 
% 2,7 Milliyetçi Hareket Partisi 
% 5,6 Diğer
 

 Birleşik Arap Emirlikleri

 
Toplam Seçmen Sayısı: 3.991
% 60,7 Cumhuriyet Halk Partisi
% 14,7 Halkların Demokratik Partisi  
% 12,6 Adalet ve Kalkınma Partisi
% 9,3 Milliyetçi Hareket Partisi 
% 2,7 Diğer
 

 Irak

 
2015 Türkiye Genel Seçimleri için Yüksek Seçim Kurulu (YSK) tarafından öne sürülen güvenlik gerekçesi ile Irak’ta sandık kurulmamıştır. 
 

 İran

 
Toplam Seçmen Sayısı: 1.044
% 31,7 Adalet ve Kalkınma Partisi 
% 25,4 Cumhuriyet Halk Partisi
% 19,5 Halkların Demokratik Partisi
% 15,3 Milliyetçi Hareket Partisi 
% 8,1 Diğer
 

 Katar

 
Toplam Seçmen Sayısı: 2.468
% 53,4 Cumhuriyet Halk Partisi
% 21,5 Halkların Demokratik Partisi
% 13,1 Adalet ve Kalkınma Partisi
% 7,7 Milliyetçi Hareket Partisi
% 4,3 Diğer
 

Kuveyt

 
Toplam Seçmen Sayısı: 1.105
% 57,3 Cumhuriyet Halk Partisi
% 23,3 Adalet ve Kalkınma Partisi
% 10,4 Halkların Demokratik Partisi
% 5,2 Milliyetçi Hareket Partisi
% 3,8 Diğer
 

 Suudi Arabistan

 
Toplam Seçmen Sayısı: 28.204
% 53,7 Adalet ve Kalkınma Partisi
% 32,1 Cumhuriyet Halk Partisi
% 5,1 Halkların Demokratik Partisi
% 4,1 Milliyetçi Hareket Partisi
% 5 Diğer
 

 Umman 

 
Toplam Seçmen Sayısı: 1.334
% 54,2 Cumhuriyet Halk Partisi
% 24,8 Adalet ve Kalkınma Partisi
% 11,4 Milliyetçi Hareket Partisi
% 6,1 Halkların Demokratik Partisi
% 3,5 Diğer
 

 Türkiye’nin ‘Körfez’ ile İlişkileri ve Körfez İşbirliği Konseyi

 
Türkiye’nin Körfez Ülkeleri ile ilişkilerinin öneminin artması 1979 Şubat ayında yaşanan İran (Humeyni) Devrimi ve 1980 yılında başlayan İran-Irak Savaşı’na dayanmaktadır. Bu iki gelişme de Türkiye’yi yakından etkilemiş ve Amerika Birleşik Devletleri’nin (ABD) Türkiye ile olan ilişkilerine yeni bir harita çizmesine sebep olmuştur. 
 
1980 Askeri Darbesi’nin ardından Kenan Evren’e ilk tebriklerini ileten ülkelerden birisi olan Suudi Arabistan, daha sonra Türkiye ile “Askeri İşbirliği ve Eğitim Anlaşması” imzalamış ve politik temasları daima sıcak tutmuştur. ABD, bölgede İran Devrimi’nin etkilerinin komşu ülkelere de yayılması ‘endişesi’ ile Körfez’de yeni bir sürece girmiş, bu bağlamda Türkiye ile ilişkilerini sıcak tutarak Körfez’de bir denge kurmaya çalışmıştır. 1981 yılında Körfez İşbirliği Konseyi’nin kurulması (Birleşik Arap Emirlikleri, Bahreyn, Suudi Arabistan, Umman, Katar, Kuveyt) ile bölge ülkeleri arasında siyasi, ekonomik ve sosyal anlamda bazı anlaşmalar ve işbirlikleri sağlanmış, bu durum daha sonraları Türkiye’nin bölge ile ilişkilerine de yansımıştır. Bu ‘sıcak’ ilişkiler Özal’lı yıllarda da sürmüş, 90’lı yıllara kadar devam etmiştir. 
 
Daha sonra 90’larda Türkiye’nin kendi iç meselelerine yoğunlaşması ve uzun vadede istikrarlı bir dış politika süreci ortaya koyamaması ile ilgili olarak Körfez ile ilişkiler gerilemiştir. 2000’li yılların başında ise 11 Eylül olaylarının yaşanması ve Körfez ülkelerinin ABD ile olan ilişkilerini gözden geçirmesi, bir süreliğine durağanlaşma getirmiştir dememiz yanlış olmayacaktır. Suudi kökenli El Kaide militanlarının bölgede etkin olması ve ABD aleyhine strateji izlemeleri, 2003 yılında ABD’nin ‘çeşitli’ gerekçelerle Irak’a müdahalede bulunması, durağanlaşan ilişkilerin daha da gerilemesine sebep olmuştur. 
 
Bahsettiğimiz gelişmeleri Ortadoğu’da zaten var olan ABD karşıtlığının artış göstermesi izlemiştir. Ek olarak Türkiye’de AK Parti iktidarının güçlenmesi ve özellikle Filistin Davası’nda İsrail’e karşı durması bölge halkında Türkiye’ye olan sempatiyi artırmıştır. 2005 yılından beri zaten gelişmekte olan ilişkiler artık sadece devlet düzeyinde değil halk düzeyinde de kendini göstermiştir. Ancak yaşanan tüm bu gelişmeler Türkiye’de tek başına iktidarda bulunan AK Parti açısından -istenilen hedefe ulaşma noktasında- yeterli olmamıştır. Çünkü bölgede her ne kadar Batı karşıtlığı gibi durumlar söz konusu olsa da, ABD merkezlşi olarak daima kısa vadede çözümler üretilmiştir. Esasen bölgede bulunan Batı menşeli şirketler, geçmişi uzun yıllara dayanan diplomatik ve ticari ilişkiler de durumun negatif yönde seyretmesine müsaade etmemiştir. 
 
Ayrıca kısaca özetlediğimiz tüm bu gelişmeler, Arap Baharı (?), ABD’nin İran ile ilişkilerini normalleştirme süreci, Suriye Meselesi, Libya’ya yapılan NATO Müdahalesi gibi konular çerçevesinde Türkiye’nin Körfez ülkeleri ile olan ilişkileri fazlasıyla kompleks bir hal almıştır. Buna Körfez Ülkeleri’nin kendi aralarında mutabakata varamaması da neden olmuştur. Katar ve Birleşik Arap Emirlikleri arasındaki ekonomik rekabet, Suudi Arabistan ve İran arasında yaşanan bölgesel egemenlik mücadelesi, ABD ve İngiltere gibi başat güçlerin bölgeyi kuşatan politikaları, Körfez’in tek bir blok olmasını imkânsız kılmıştır. Öte yandan Türkiye’nin Körfez ile olan siyasi ve ekonomik ilişkilerinin yanı sıra kültürel ilişkilerinin de ‘derinleşme’ gösterdiğini ifade edebiliriz.  
 

Sosyal Yapı ve Türkiye Cumhuriyeti Vatandaşlarının Durumu

 
Körfez Ülkeleri’nin genel olarak refah seviyesi dünyanın en üst sıralarında yer almaktadır. Zengin petrol ve doğalgaz rezervlerine sahip oluşu, turizmdeki hareketliliğin gün geçtikçe artması, bölgeyi ekonominin Ortadoğu’daki merkezi haline getirmiştir. 
 
Başta Afganistan ve Pakistan olmak üzere Hindistan, Bangladeş, Nijerya, Gana, Endonezya, Malezya ve Filipinler gibi ülkelerden birçok insan bölgeye (özellikle BAE, Katar ve Suudi Arabistan) çalışmak için göç etmiştir. Son birkaç yıla kadar gelenlerin daha çok ara eleman veya alt düzeydeki işlerde çalıştırıldıklarını söylemekle birlikte, yenilerde artık dışarıdan gelen insanların da ticaret hayatına atıldıklarını, kapasitesi yüksek olan şirketler kurmaya başladıklarını görüyoruz.
 
Türkiye’den de Körfez’e cumhuriyetin kuruluşundan bu yana zaman zaman ilgi artışı söz konusu olmuş ve ‘diplomatlarımız’ haricinde iş dünyasından da gidenler olmuştur. Ancak Batı eksenli dış politika çerçevesinde Türkiye toplumunun bölgeye bakışı hiçbir zaman beklenilen düzeye çıkmamış ve gidenler nüfus olarak birkaç bin ile ifade edilir seviyede kalmakla birlikte, nüfuz olarak da Avrupa’da yaşayan Türkiye Cumhuriyeti vatandaşları kadar etkin olamamışlardır. Öyle ki bölgedeki elçiliklerimizde ya da konsolosluklarımızda, hatta bu kategoriye vatandaşlarımızın kurduğu sivil toplum kuruluşlarını da ekleyecek olursak, siyasi ve ekonomik ilişkilerle kıyaslayacak olduğumuzda, toplum düzeyindeki faal çalışmaların biraz eksik kaldığını söylememiz yanlış olmayacaktır. 
 
Son yıllarda AK Parti iktidarı ile birlikte ülkemizden bölgeye büyük ölçekli yatırımların yapıldığını söyleyebiliriz. Özellikle inşaat, enerji taşınması, turizm alanlarında karşılıklı olarak hacmin -cumhuriyetin kuruluşundan bu yana artmadığı kadar- artış gösterdiğine şahit oluyoruz. Bu durum Körfez’deki denklemde Türkiye’nin yeri konusunda bazı değişiklikler meydana getirmiş ve Körfez Ülkeleri arasında zaten var olan politik ayrım zaman zaman Türkiye’nin lehine gelişme göstermiştir. Ancak tabi bu durum bölgede, coğrafi olarak bulunan ülkeler haricindeki aktörleri de oldukça rahatsız etmiştir/etmektedir. 
 
2015 Türkiye Genel Seçimleri’nde bölgeden gelen oy oranlarına baktığımızda, oyların büyük çoğunluğunun Cumhuriyet Halk Partisi’ne verildiğini görüyoruz. Bu durumun altında yatan temel sebep ise kanaatimizce bölgede bulunan temsilciliklerimizde görev yapan vatandaşlarımızın eğitim düzeyleri ve Türkiye’deki sosyal yaşantıları ile siyasi görüşlerinin direkt ilgili olduğudur. Öyle ki cumhuriyetin kuruluşundan bu yana, Cumhuriyet Halk Partisi kurucu parti olmakla birlikte, Türkiye’nin entelektüel kesimi yıllarca CHP etrafında şekillenmiştir. Keza yurt dışına açılan vatandaşlarımızın (eğitim, ticaret, temsilciliklerde çalışma, yabancı şirketlerde çalışma vb.) büyük çoğunluğu imkânlar dâhilinde yine CHP tabanına mensup insanlardır. Son yıllarda iktidar ile birlikte bu durum da değişmeye başlamıştır ancak zannediyoruz ki bu değişim beraberinde birkaç neslin daha değişmesini gerektirecektir. 
 
Yine bölgede yaşayan Kürt kökenli vatandaşlarımızın da Halkların Demokratik Partisi’ni desteklediğini görüyoruz. Avrupa genelinde olduğu gibi Körfez’de de durum farklı değildir. Türkiye’de geçmişte uygulanan politikalar ile Doğu ve Güneydoğu’da yaşayan vatandaşlarımız çeşitli sebeplerle yurt dışına çıkmak durumunda kalmış ve gittikleri yerlerde de hem ticari olarak hem de sosyal olarak bazı küçük gruplar oluşturmuşlardır. Oluşturulan bu ‘lobi’ tarzındaki gruplar ile HDP lehinde çalışmalar yapıldığını da bölgede yaşayan vatandaşlarımız kanalıyla ve medya okumalarımızla öğreniyoruz. 
 

Sonuç ve Değerlendirme

 
Genel olarak çerçeveye ve içindeki resme baktığımızda, coğrafi olarak dar bir alana sıkışmış, ancak bir o kadar da genişçe bir alana hitap eden ülkeler ve halkları görüyoruz. Tablonun çerçevesi belli olmasına rağmen, içerisinde yer alan renk farklılıkları ki bu farklılıklar çok ince tonlarda da seyredebiliyor, bize bölgeye ilişkin analiz yaparken detaylı araştırma yapmamızı ve zaman konusunda çok kısa vadeli tespitler yapabileceğimizi işaret ediyor. Keza uzun vadeli hesaplar veya tespitler, bölgenin kaygan zemininde olduğu yerde duramayacağını gösteriyor. 
 
Özetle maddeler halinde elde ettiğimiz tespitleri yazacak olursak;
 
AK Parti, Ortadoğu’nun elitleri olarak kabul edilen Körfez Ülkeleri’nden, Türkiye geneli aldığı oy oranının altında oy almıştır. Bu durum Körfez’de Batı hegemonyasının etkin olmasıyla bağdaştırılabileceği gibi, bölgedeki Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarının demokrasi anlayışlarının ulus-devlet paradigması ile şekillenmesi ile de alakalı olabilir. 
 
Cumhuriyet Halk Partisi, 1923’ten bu yana kendisini devletin asıl sahibi olarak gören anlayışla hareket ettiği için, Özal’lı yıllara kadar eğitim sistemi ve dolaylı olarak sosyal yapının bu perspektifle ilerlemesini sağlamıştır. Bir başka deyişle, cumhuriyet ideolojisi ile yetişen toplum -özellikle elitler- CHP’yi daima bir kale olarak görmüş ve ‘rejimin bekçiliği’ gerekçesi ile siyasi düşüncelerindeki temel ilkeleri korumuşlardır. Yurt dışında, özellikle Körfez gibi refah seviyesinin yüksek olduğu bölgelerde yaşayan vatandaşlar genel olarak Türkiye’de de seviyenin yüksek olduğu kesimin bir parçasıdır. (2015’te oy kullanan bir vatandaşın 1997 ve öncesinde doğduğunu unutmamak gerekir.)
 
Milliyetçi Hareket Partisi ve tabanının Körfez Ülkeleri’nde etkin olduğunu söyleyemiyoruz. Bazı Avrupa ülkelerinde ‘gurbetçilerin memleket sevdasını’ temsil eden MHP’nin, Körfez’de aynı veya benzeri bir rüzgâra sahip olmadığını görüyoruz. Türk Milliyetçiliği’nin uzun yıllar Ortadoğu’ya ilgi göstermemesi ve Batı’dan gelen ideolojik çerçeve ile sınırlarının çizilmesi bunun sebepleri arasında sayılabilir.
 
 Halkların Demokratik Partisi ise, Türkiye genelinde olduğu gibi iki kanaldan da şansını artırmıştır. Birincisi bölgede yaşayan -Türkiye Cumhuriyeti vatandaşları içerisindeki- Kürt nüfusu ve bu nüfusun toplum şuuruyla hareket ederek yönlendirme faaliyetlerinde bulunması, ikincisi ise son dönemde özellikle Selahattin Demirtaş’ın özgürlükçü ve barışçıl söylemleri ile kendisini entelektüel olarak nitelendiren, evrenselci dünya görüşüne mensup kitlelerin desteğini arkasına almasıdır. Özellikle yazar-çizer veya sanatçı kesiminden olan bu kitlenin HDP’ye olan ilgi artışı, topluma da yansımıştır.   
 
Sonuç olarak; 2015 Türkiye Genel Seçimleri, ‘küreselleşen’ ve bir o kadar da ‘küyerelleşen’ dünyadan payını almıştır. Öyle ki, Batı’nın Ortadoğu’daki ‘tezahürü’ olarak nitelendirdiğimiz Körfez’de bunu apaçık görmekteyiz. Şimdi Türkiye, sandıktan çıkan sonucu doğru okumalı… 
 
Aydın Başbey