Birlik Stratejik Araştırmalar Merkezi - BİRSAM

Bosna’nın Fotoğrafı Sarayova’dan İbaret Değil.!

Mirsad Topcagic 70.000 nüfuslu Una-Sana kantonuna bağlı Cazin bölgesinde doğdu. Bosna Hersek’teki Una-Sana kantonunu diğer kantonlardan ayıran en önemli fark Cazin bölgesindeki kendine has sosyal yapı ve geçmişinden gelen dinamik duruş olsa gerek.

Mirsad Bey Cazin’de  bir dönem belediye başkan yardımcılıgı yaptıktan sonra Una Sana Kanton’unda bakanlık yaptı. Hala Bosna Fedaral Parlamentosunda Milletvekili olan Mirsad Topcagiç ile Fatih camiinde Akşam ezanında buluştuk. Boşnaklar için  Fatih Sultan Mehmet Han’ın ayrı bir önemi vardı. Samimi bir ortamda balkanlara dair sorularımızı cevaplayan Mirsad Bey ile Bosna’yı, islamofobiyi ve Suriye’deki kanton tartışmalarını konuştuk.

 

-Mirsad Bey Türkiye’yi oldukça yakından tanıyorsunuz. Sizde fark etmişsinizdir, Türk insanı çevresinde yaşanan zulümlere kayıtsız kalamıyor. Bosna savaşı içinde aynı hassasiyetin ortaya konulduğu döneme çok yakından şahitlik ettiniz. Fakat sanırım bizlerin Bosna konusunda bir eksikliği vardı. Bizler Bosna savaşının acısını ve hüznünü hissederken savaşın arka planını, nedenlerini, nasıllarını okuyabilmekte biraz üşengeç davrandık. Sizce bu günden bakınca Bosna savaşından geriye kalan tecrübe ve savaşın ardındaki gerçek nedir?

 

En önemli tecrübemiz Müslümanların birlik olmasındaki gerekliliği görmemiz ve böyle birlik olmayınca nelere maruz kalınabileceğine şahit olmamızdır. Belki klişe bir söz olarak görülebilir ama bazı başkentlerin Müslüman bir coğrafya için önce kaos, sonrasında da o kaosu sonlandırmak için çalışmalar yapması ve bunu kusursuz bir birliktelik için gerçekleştirmesini görünce yani Bosna’da o savaş yıllarındaki zulme ve katliama maruz kalınca sadece Müslümanların değil vicdan sahibi herkesin birlik olmasındaki önemi daha net hissediyorsunuz. Bizim Bosna savaşından geriye kalan tecrübemiz budur; ayrılığın ve bölünmenin kimseye huzur getirmeyecek olması, birlik ve beraberliğin ise elzem bir ihtiyaç olduğudur.

Sadece Bosna’daki birlik değil, temel paydalarda daha kapsayıcı birlikler gerekir. Bosna’nın birlik olması kendi iç sorunlarının bir kısmına çözüm imkanı sağlayabilir. Ama Müslüman coğrafyanın ortak bir vicdan ve kader etrafında hareket edebilmesi başta Bosna olmak üzere birçok devlet için ciddi fırsatları beraberinde getirir.

 

- Temel Paydalarda Birlik diyorsunuz. Vicdan ve Kader birliği derken ifade etmeye çalıştığınız şey tam olarak nedir? Müslümanlar arasında ortak bir vicdan yok mu sizce?

 

Bosna savaşı başladığında bize 2 ay ömür biçmişlerdi. Fakat Bosnalıya 2 ay ömür biçenlerin başlattığı savaş Bosna’nın birleşmesini sağladı. Biz Savaş döneminde birbirimize ve İslam’a sarılmayı keşfettik. Daha doğrusu yeniden keşfettik. Savaştan önce bizler Bosnalı Müslümanların kendi aralarında ortak bir vicdan ve kardeşlik bağı var zannediyorduk. Ama savaşın acısı ve hüznünü hissetmeye başladığımızda ortak vicdanın ve ortak kaderin ne demek olduğunu anladık. Bunu anlamak için de bazı bedeller ödedik. Ailemizi yakınlarımızı kaybettik. Ödenen bedeller çeşitli kazanımlara vesile oldu. Bosnalı, Bosna savaşında birlik olmayı öğrenmekle kalmadı , kendi bölgesinde birlik olmaktan vazgeçtiği gün çok daha ağır bedeller ödeyeceğini de öğrendi.

Bosna Savaşından bahsederken şuan Ortadoğu’daki kırılmalara dair bazı tecrübeler ortaya koyabiliyorsak bunun nedeni Doğu-Batı denkleminin çok fazla değişmediğidir.

 

- Mirsad Bey doğu-batı denklemi diyorsunuz ama siz aslında Avrupalısınız. Öyle değil mi?

 

Evet, biz aslında Avrupalıyız. Ama bunu Avrupa hiçbir zaman kabul etmedi. Benim doğduğum yer Fatih Sultan Mehmet’in Cuma namazını kıldırdığı bir bölgedir. Dokuz Osmanlı kalesinin bulunduğu bir bölgede hala Müslümanlar yaşamakta. Bu yüzdendir ki Avrupalı bir Sudi Arabistanlı ’ya karşı olmadı, Bosnalıya hep karşı oldu.

Biz Bosnalılar olarak Avrupa ile bir korporasyon içinde olmak zorundayız. Çünkü bu bizim coğrafyamızın politik bir gerçeği. Fakat Avrupalı 1995’te gördü ki Bosnalı o bölgede Müslüman olmayanlara göre daha etkin olabilecek potansiyelde. Ve bizi durdurdular. Türkiye bu konuya duygusal olarak yaklaştı. O günlerde Türkiye’nin kendi sorunları vardı, bunu biliyoruz. Fakat o günde bu günde biz Türkiye ile aynı medeniyetin bir parçasıyız.

 

- İslamofobi Batının kendi iç gündemini gibi oluşturuluyor ama Başta Ortadoğu olmak üzere birçok müslüman coğrafyaya yapılan müdahaleler için meşruiyet zemini haline geliyor. Bu konuyu sizle özellikle konuşmak isterim. Çünkü Müslümanları aşağılayan karikatürlerde bile Ortadoğu’daki bir Müslümana atıfta bulunuluyor. Nasıl anlatsam bilemiyorum; mesela çizilen karikatürlerde dahi bir Yemenli, Afganistanlı, İranlı’ya yönelik kültürel çağrışımlar ekleniyor. Ama Bosnalı farklı bir folklora sahip. Türkiye ile aynı medeniyetin bir parçası olan Bosnalı bir Müslümanın Avrupa’ya bakışı ve Avrupalının Bosnalı Müslümana bakışı nasıldır ?

 

Bu konuya dair Avrupa’daki son gelişmelerden özellikle bahsetmek isterim. Charlie Hebdo olayının bir provokasyon olduğu kanaati Avrupa’daki halk arasında yaygındır. İnsanlar bu tür saldırıların amacının ne olduğunu artık biliyor. Ama buna rağmen Fransa’da bu olay sonrasında önemli bir yasal düzenleme yapıldı, Charlie Hebdo saldırısı ve buna benzer saldırıları destekleyenler için hukuki yaptırımlar getirildi. Bu düzenleme birçok Avrupa ülkesi için örnek teşkil ediyor. Halk Müslümanların terörist olmadığını bilmesine rağmen İsviçre Fransa’daki düzenlemeden hareketle Müslümanların evlerine dinleme cihazı koymak gibi çeşitli istihbarat çalışmaları için hukuki engelleri kaldırdı. Müslümanlara yönelik yapılan istihbarat çalışmalar gün geçtikçe serbestleşiyor. Halk günlük hayatta Müslümanlarla temas halinde olduğu için terör eylemlerini doğrudan Müslümanlığa bağlamıyor. Hatta teröre dinin alet edilmesine en çok Müslümanların karşı çıktığını da çok iyi biliyor. Biz terör örgütlerinin Yahudi veya Hristiyanlar için değil Müslümanlar için tehdit unsuru olduğunu savunuyoruz. Avrupalı halk bunu inanıyor ama bir takım kurumları ikna etmek neredeyse imkânsız.

Terörün asıl mağdurunun Müslümanlar olduğunu görmeyenlerin amacı şudur. Tükenen bir Hıristiyan nüfusu ve artan bir Müslüman nüfusu var. Avrupa’daki en büyük problem bu nüfus sorunudur. Müslümanların sayısındaki oransal artış ve hayatın her noktasında Müslümanların daha etkin olmaya başlaması gelecekte karşılaşacak doğal bir sonuçtur. Hayatın doğal akışı ile gelecek olan bu sonucu engellemek için Müslümanları şeytanlaştırmaya çalışıyorlar. Böylelikle Avrupa’ya gelen Müslüman göçü engelliyorlar. Oturma izni ve çalışma izni vermemek için zemin oluşturuyor. Ayrıca Avrupa’daki Müslümanların kurumsallaşmasına engel oluyorlar. Avrupa, islamofobiyi kullanarak Müslümanlara sert davranmasını meşrulaştırıyor. Avusturya Ulusal Meclisinde kabul edilen yasayı hatırlayalım. Müslümanların dini hayatına ve kurumsallaşmasına müdahale eden yasalar çıkıyor ve Müslümanların Avrupa’da yaşaması her geçen gün zorlaşıyor.

 

- Balkanların kendine has bir kozmopolit yapısı var. Bu yapı dikkate alındığında bugün Bosna’nın fırsatları nelerdir.

 

Türkiye artık güçlü bir devlet. 10 yıl önce sorunları vardı, şimdi de var ama artık birçok alanda tarihindeki misyona uygun bir duruş ortaya koyabiliyor. Ve gerçek anlamda bir devlet gibi hareket ediyor. Balkanlarda ‘’gerçek anlamda devlet olma’’ durumu önemlidir. Bazı devletlerde iktidar, istikrar, siyasi irade pamuk ipliğine bağlı iken bazı devletler için durum böyle değildir. Özellikle gezi parkı başta olmak üzere birçok girişim ve teşebbüsün başarısız olması Türkiye’nin iç ve dış politikalarının ne denli garanti altında olduğunu ve dış müdahaleler karşısında gerçek bir devlet refleksi ortaya koyabileceğini gösterir.

 

Bosna’nın Türkiye ile olan ilişkileri çok derin ve samimidir. Türkiye bizi hiç yalnız bırakmadı. İki ülke arasındaki ilişkiler her yönü ile gelişerek devam ediyor. Ama yapıcı bazı eleştirilerde bulunmak gerekirse şunları söyleyebilirim; Türkiye’nin ekonomik yardımları takdire şayandır ama sadece yardım göndermek yeterli değil yapılan yardımı takip etmek ve doğru yönlendirmek gerekir. Aksi takdirde bir netice elde edilemeyeceğine çok defa şahit olduk. En son gönderilen 100 milyon Euroluk yardım paketi sadece küçük işletmeler için kullanılacaktı ama olmadı. Bahsettiğim bu projeyi bile incelediğinizde istenilen neticenin elde edilememesindeki nedenleri görebilirsiniz. Bu nedenle Türkiye’nin finansal anlamda para göndermesini doğru bulmuyoruz. Çünkü bu tür yardımlar sonuç doğurmuyor.

 

Bosna’nın ekonomik durumu balkanların genel ekonomik durumdan farklı değil. Üretim ve istihdam anlamında tüm balkanlar sorun yaşıyor. Ama Bosna’daki gençlerin işsizlik oranı %54. Evet maalesef biz bu oranla Avrupa’da ikinciyiz. Bosna’nın ve tüm balkanların açmazı ekonomidir. Türkiye’den gelen her yatırımcı bizim için yardım paketlerinden hibelerden daha önemlidir. Çünkü biliyoruz ki Türkiye’den bir girişimci geldiğinde her iki tarafta kazanacaktır. Yapılan bazı yatırımların  iki ülke için de ne kadar karlı olduğu daha önce görüldü. Türkiye’nin Türk işadamlarını teşvik etmesi desteklemesi bu noktada çok önemli. Zira Bosna ekonomisini düzelttiği gün her şey farklı olur. Ekonomik gelişme sağlanırsa Balkanlarda müthiş bir fırsat yakalanacaktır. Çünkü balkanlarda kazanılacak ilk ve en önemli zafer ekonomik anlamda bağımsızlıktır.

 

- Ekonomik işbirliği mutlaka önemli.  Aslında bu tüm kardeş coğrafyalar için ertelenemez bir durum. Ama sanırım ekonomi tek başına yeterli olmuyor. İki başkentin imzaladığı anlaşmalar gerek Sazin Bölgesindeki mütevazi yerleşimlerde gerekse  Gaziantep,  Kayseri, Konya gibi  Anadolu şehirlerinde tam anlamıyla bir karşılık bulamıyor sanırım.




 

Kesinlikle. Bakır Begoviç’in Türkiye’ye yakın olması elbette tüm Bosnalıları mutlu ediyor. Ama devlet yönetiminin söylemleri ve politikaları tek başına yeterli olmuyor. Arzu edilen şey ‘’insani kaynaşma’’ olarak ifade edilebilir. Bu yönde çok fedakârca çalışmalar var. Mesela Prof. Dr. Osman Nalbant ilerlemiş yaşına rağmen ve sağlık sorunlarına rağmen gelip Bosnalı gençlere Türkçe öğretiyor. Geçen yıl yaklaşık 3 ay boyunca 80’den fazla gence Türkçe öğretti. Bu demek oluyor ki bu gençler Türkiye ile somut bir bağ sağladı. Bu tür bağlar para ile sağlanamayacak bağlardır.

 

Biz doğrudan insana yönelik projeler arzu ediyoruz. Dolaylı yoldan falan değil. Doğrudan insanı odak almak zorundayız. Vakıflar, enstitüler ve üniversiteler gibi kurumlara ihtiyaç var. 130 yıl sonra Cazin’e ilk gelen milletvekili Metin Külünk’tür. Türkiye’deki duyarlı insanlara çok açık bir mesaj vermek istiyorum. Bosna’nın fotoğrafı Sarayova’dan ibaret değil. Tıpkı Türkiye’nin Ankara ve İstanbul’dan ibaret olmaması gibi. Tuzla, Bihaç, Mostar, Sazin ve diğer şehirler de Bosna’dır! Sarayova’dakiler Devlet memurudur. Sarayova ili ilişki kurmak yeterli olmuyor. Önemli olan halkla ilişki kurabilmektir. Öğrenci değişimleri bu noktada ciddi bir fırsat. Ama öğrenci değişimlerinde gönderilen öğrencilerin sadece bir bölgeden değil Bosna’nın tüm kantonlarından seçilmesi gerekir. Hatta Bosna’nın köylerinden dahi öğrenci seçilmesi gerekir.

- Mirsad bey, son olarak sizinle Suriye’de yaşanan süreci konuşmak istiyorum. Biliyorsunuz uluslararası kulislerde Kanton sistemi tartışılıyor. Eski NATO Genel Sekreteri Anders Fogh Rasmussen Suriye’nin bütünlüğünden yana olduğunu söyleyerek, “Suriye’de Bosna’daki gibi yumuşak bir bölünme olabilir’’ dedi.  Sizce Suriye için Kanton sistemi  çare olur mu ?

 

Biz Bosnalılar da kanton sistemi ile Savaştan sonra tanıştık. Suriyeliler de kanton sistemi ile savaştan sonra tanışacak. Şunu çok net söyleyebilirim ki Kanton sistemi savaşı bitirir. Suriye de amaç savaşı bitirmekse Kanton sistemi iyi bir alternatif olabilir. Ama savaşın neden başladığını dikkate almak gerekir.

1994’te ABD Bosna’daki krize müdahale etti. Bosna da kanton sistemi uygulanmak istendi ve sonrasında uygulandı. Ama Washington bölgedeki nüfusun ’sini oluşturan Hırvatlara yönetimin 1/3’ünü verdi. Nüfusun %50’sini oluşturan Boşnaklara da yönetimin 1/3’ünü verdi. Kanton sistemi savaşın bitirilmesinde pozitif bir etkide bulundu ama Yönetimin böyle taksim edilmesi başka sorunlara kapı araladı. Suriye içinde savaşın bitirilmesinde kanton sistemi olumlum bir sonuç verecektir. Suriye’deki tarafların dini farklılıkları da bulunmadığı için Bosna’ya göre daha avantajlı bir zeminden söz edilebilir.

Fakat ısrarla vurgulamak gerekirse kanton sistemi sadece savaşı bitirir. Bunu vurgulamamın sebebi şudur; Savaş bittikten sonra bir yeniden inşa dönemi başlayacaktır. Sistem sağlıklı kurulmazsa ülkenin yeniden inşa edilmesi için etkin politikalar üretilemez. Hem hukuki, hem ekonomik hem de siyasi anlamda yeniden inşa yapılmadığı sürece savaşın açtığı yaralar onarılamaz. Bu yaraları onarmak için etkin politikalar oluşturulurken Ülkenin yönetiminin paylaşan tarafların oluşturacağı denge oldukça önemlidir. Taraflar arasında gündeme gelecek sorun mezhep farklılığından kaynaklanırsa Ortadoğu’daki kronikleşen mezhep sorun ile bütünleşmiş bir yönetim oluşur ki bu en az savaş kadar yıkıcı bir sürece kapı aralar.

Kanton sistemi önerenler savaşın bitecek olmasından bahsediyor. Sonrası hakkında bir yorumda bulunmuyorlar. Müslümanların son asırdaki tecrübesi göstermiştir ki ideal olmayan yönetim biçimleri ile yaşamayı kabul edenler sorunlarının çözümünü ertelemiş oluyor. Suriye’de Kanton sistemi tartışılırken savaşı bitirmeye yönelik değil, savaş sonrası nasıl bir inşa dönemi planladıklarına yönelik bir çalışma ortaya konulacağı netleştirilmelidir.

 
Mehmet Çoban