Birlik Stratejik Araştırmalar Merkezi - BİRSAM

Kendine Yeterlilik ve Enerji Jeopolitik-Seri 1

Enerji tüketiminde kendine yeterlilik konusu büyük önem arz etmektedir. Bu çalışmada kendine yeterlilik, bir ülkenin iç enerji talebinin tamamını kendi enerji kaynakları ile karşılaması olarak tanımlanmaktadır.

Kendi enerji ihtiyacını kendi kaynakları ile karşılamanın ise her hükümetin en temel isteklerinden ve hedeflerinden olduğunda da şüphe yoktur. ABD’nin 1974 yılında ortaya koyduğu “Energy Independence Act”teki (Enerji Bağımsızlığı Eylem Planı) temel amacı, enerjide dışa bağımlılığı azaltmak, bir başka deyişle enerjide kendine yeterliliği sağlamaktı. Enerji tasarruf oranını artırarak daha az enerji harcanmasını sağlamaktan başlayıp, enerji teknolojilerine yapılan AR&GE masraflarının hepsinin amacı kendine yeterliliği sağlamaktı. Aynı amaç Çin için de geçerliydi. 1991 yılından itibaren yüksek orandaki büyüme sebebiyle enerji talebinde meydana gelen artış, Çin’in kendine yeterli bir ülke statüsünden uzaklaştırmasını Çinli yöneticiler utanç sebebi olarak görüyorlardı. 1973 OPEC krizi ve 2000’li yıllarda uluslararası politik çevrelerdeki istikrarsızlıklar sebebiyle hem petrol hem de doğalgaz fiyatlarında görülen yüksek düzeydeki volatiliteden sonra, hükümetlerin enerji politikalarında yenilenebilir ve nükleer gibi alternatif enerji kaynaklarına daha fazla yer vermeye başlaması da aynı amacın bir başka ürünüdür.

 

Kendine yeterli olmak amacının hükümetlerin enerji politikalarında ne kadar yer tuttuğu üzerine uzun bir tartışma yapılabilir. Fakat bu yazının amacı, bu uzun tartışmaya bir katkıda bulunmak değil, hükümetlerin kendine yeterlilik amaçlı politikalarının ne kadar sonuç verdiğini sorgulamaktır. Ulaşılan sonuç ise, politikaların başarısız olduğu yönündedir. Bir başka deyişle, ülkelerin kendine yeterlilik için ortaya koydukları politikalar istenilen sonuçları üretmemiştir. Metin içerisindeki grafikler, ülkelerin kendine yeterlilik oranlarının 1980-2013 yılları arasındaki trendini göstermektedir. Burada, metodolojik açıdan belirtmek gerekir ki 1980’li yıllardan itibaren kendine yeterliliğin sağlanması yönündeki çeşitli politika ve yatırımların gerekliliği fikrinin grafiklerde ele alınan hükümetler tarafından en azından prensipte kabul edildiği varsayılmaktadır. Bu yazının kaleme alındığı tarih itibariyle, ekteki grafiklerde ele alınan ülkelerin 1980-2013 yılları arasında kendine yeterlilik politikaları hakkında data eksiği bulunduğundan dolayı, mevzu bahis politikaların trendini gösterir bir grafik gösterilememiştir. En yakın zamanda ise, bu rakamlarda eklenecek ve yazımız güncellenecektir. Bundan dolayı, analizimizde, kendine yeterlilik politikalarının 1980-2013 tarih aralığında artış gösterdiği varsayılmıştır.

Metodoloji

 

Analizimde elde ettiğim sonuçlar, ABD’nin Energy Information Administration (Enerji Bilgi Merkezi) rakamları baz alınarak hazırlanmıştır. Avrupa, Ortadoğu ve Asya-Pasifik ülkelerinin içerisinden enerji sektörü açısından gerek arz gerekse talep yönünden önemli olan ülkeler seçilmiştir. Türkiye’nin kendine yeterliliği ise, bu ülke grubunun her birisi ile beraber incelenmiştir. Bunun sebebi, hem coğrafi açıdan Türkiye’nin her üç ülke grubunun içine girebilecek bir konuma sahip olmasıdır; hem de Türkiye’nin durumunu yakın kara havzaları ile karşılaştırabilmek içindir. Bu çalışmamda ise, bu üç ülke grubundan Asya ele alınmıştır. Ortadoğu ve Avrupa için elde edilen sonuçlar ayrı yazılarda ele alınacaktır.


 

Asya ülkelerinden seçilen ülkeler aşağıdaki gibidir:

  1. Azerbaycan

  2. Çin

  3. Hindistan

  4. Endonezya

  5. Japonya

  6. Malezya

  7. Rusya

Bu ülkelerin ham petrol üretimi kendine yeterlilik oranları ise aşağıdaki formüle göre hesaplanmıştır:

    

 

Sonuç:

Asya’da Enerji-Jeopolitiğin Yükselişi

 

Kendine yeterlilik oranının düşüşe geçmesi, Asya ülkeleri için de geçerlidir. Bu durumda, Çin başta olmak üzere Rusya ve Azerbaycan haricinde bütün Asya ülkeleri için geçerlidir. Fakat kendine yeterlilik oranlarındaki düşüş aynı zamanda Rusya ve Azerbaycan için de 2010 yılından sonra geçerli olmaya başlamış gözükmektedir. Bu durumun sebebinin araştırılması gerekmekle birlikte, ilave etmek gerekir ki hâlâ daha bu iki ülkenin kendine yeterlilik oranları çok yüksektir. Azerbaycan yüzde 1000 oranının üstünde iken, Rusya yüzde 400 seviyesine yaklaşmıştır.

Fakat Şekil 2’e bakınca durum biraz daha değişmektedir. Şekil 2’de de gözüktüğü gibi Rusya ve Azerbaycan grafikten çıkarıldığında diğer ülkelerin kendine yeterlilik oranlarında ciddi düşüşler daha rahat gözükebilmektedir. Örnek olarak, doğalgaz ve petrol ihracatçılığı açısından dünyanın önemli merkezlerinden biri olarak bilinen Endonezya, 1980 senesinde ham petrol üretiminde yüzde 400 oranında kendine yeterli bir ülke iken, 2013 yılında bu oran yüzde 50 seviyesine kadar gerilemiştir. Aynı düşüş Çin için de geçerlidir. 1980 yılında tamamen kendine yeterlilik seviyesinin üzerinde olan Çin 1992 senesinden itibaren bu özelliğini kaybetmiş ve 2013 senesine gelindiğinde ise yüzde 50 seviyesinin dahi altına gerilemiştir. Öbür taraftan, dikkat çekici bir biçimde, kendine yeterlilik oranında yükseliş yaşayan tek ülke olarak Japonya göze çarpmaktadır. Bunun sebebi Japonya’nın enerjide dışa bağımlılığını azaltacak ciddi önlemler almasında aranabilir. Fakat Fukuşima nükleer faciasından sonra Japonya’nın fosil yakıt ithalatına tekrar döndüğü düşünüldüğünde, önümüzdeki birkaç sene içerisinde Japonya’nın da düşüş trendi içerisine gireceğini düşünmekteyim.

Bölgesel bazda baktığımızda ise, Rusya ve Azerbaycan’ın etkisi Şekil 3 ile Şekil 4 arasındaki farktan dolayı net bir şekilde gözükmektedir. Ortalama bölgesel kendine yeterlilik oranının Rusya ve Azerbaycan’ın dahil olduğu Şekil 3’te 1980-2013 periyodunda yüzde 100’den yüzde 200’e vardığı görülürken, bu iki ülkenin dışarıda bırakıldığı Figür 6’da aynı zaman aralığı için yüzde 160 seviyelerinden yüzde 50 seviyelerine geldiği görünmektedir. Bu iki grafik arasındaki farkın bölgesel açıdan aşağıdaki sonuçları doğurduğunu düşünmekteyim:

  1. Rusya ve Azerbaycan’ın bölgenin enerji güvenliği açısından büyük bir önemi vardır. Zira kendine yeterlilik oranında ciddi anlamda düşüş yaşayan bölge ülkeleri kendine yeterliliğinde yükselme yaşayan Azerbaycan ve Rusya’ya karşı daha bağımlı hale gelmektedir.

  2. Rusya ve Azerbaycan’ın bölge içerisindeki ‘enerji güvenliği garantörü’ rolü, bu iki ülkeye bölgesel anlamda jeopolitik bir güç kaynağı teşkil etmektedir. En azından bölge ülkeleri olan ilişkilerinde, Azerbaycan ve Rusya önemli bir koz sahibi olmaktadır. Bu iki ülkenin bu kozlarını ne kadar iyi kullanabildikleri ise, ayrı bir araştırma konusudur.

Türkiye açısından, kendine yeterlilik oranı açısından durum pek parlak gözükmese de, jeopolitik perspektifte durum iç açıcı gözükmektedir. Buradaki temel varsayım şudur. Kendine yeterlilik oranları yüksek olan ülkeler ile ilişkilerini güçlendirmek zor iken, kendine yeterlilik oranı düşen ülkelerle ilişkilerini güçlendirmek daha kolaydır. Bunun sebebi, yeterlilik oranı düşen ülkeler diğer ülkelere ekonomik, politik yahut her iki açıdan da ihtiyaç hissetmeye başlar. Bu minvalde, Asya ülkelerinin oranlarındaki düşüş de Türkiye ile bölge ülkeleri arasındaki ilişkilerin güçlenmesi noktasında Türkiye için önemli bir fırsat ortaya çıkarmıştır. Bu fırsatın 1990’lı yılların başından itibaren geçerli olduğunu düşünürsek, Türkiye’nin bu trendi kendi lehine ne kadar kullanabildiği önemli bir tartışma konusu olmaktadır. Fakat yeterlilik oranındaki düşüş trendinin uzun yıllar daha devam edeceğinin beklendiği düşünüldüğünde, Türkiye açısından bölge ülkeleri ile ilişkilerini güçlendirme fırsatı hala daha geçerliliğini korumaktadır.  

 

Şekil 1: Asya Ham Petrol Üretim Kendine Yeterlilik Oranı

Şekil 2: Asya Ham Petrol Üretim Kendine Yeterlilik Oranı- Rusya ve Azerbaycan Hariç

 

Şekil 3: Asya Bölgesel Ortalama Ham Petrol Üretim Kendine Yeterlilik Oranı

Şekil 4: Bölgesel Ortalama Ham Petrol Üretim Kendine Yeterlilik Oranı- Rusya ve Azerbaycan Hariç

 

Ali İhsan Kahraman-BİRSAM Enerji Politikaları Enstitüsü Direktörü