Birlik Stratejik Araştırmalar Merkezi - BİRSAM

Orta Afrika Cumhuriyeti’nde Neler Oluyor? Önce, Şimdi, Sonra

30 milyon km2 lik dev bir kıtanın ortasında yer alan ve yaklaşık 623 bin km2 ’lik yüzölçümü ile Fransa’dan büyük topraklara sahip Orta Afrika Cumhuriyeti’nin stratejik önemi daha çok yer altı kaynaklarına dayanır.
 
Kuzeyinde Çad, doğusunda Sudan, batısında Kamerun ve güneyinde ise Kongo ve Demokratik Kongo Cumhuriyetleri ile çevrilidir. altın, elmas ve uranyum yanında özellikle verimli arazileri ile tarım ve hayvancılığa çok elverişlidir. Büyük Göller bölgesinin hemen kuzeyinde yer almaktadır. Tüm dünyanın gözünün üzerinde olduğu bu bölgedeki koltan madeni uzun ömürlü pillerin yapımı için vazgeçilmez olup uğruna her türlü cinayet işlenebilmektedir. 4,5 milyon nüfusa sahiptir. Bağımsızlığını 1960 yılında 1 Fransa’dan kazanan Orta Afrika Cumhuriyeti’nde resmî dil Sango yerel dili ile birlikte Fransızcadır. Farklı etnik kültürlerin bir arada yaşadığı Orta Afrika Cumhuriyeti’nde nüfusun %50’si Hristiyan (Katolik ve Protestan), %30’u Animist, %20 ’si Müslüman’dır.  
 

Öncesi

Fransız sömürgeciliği öncesinde bu ülkenin toprakları genelde Dâr Kûtî ve Dâr Runca Müslüman emirlerinin idaresinde idi. Yerli halkı asırlar önce Pigmelerden ibaret iken zamanla bugün etrafını çevreleyen bölgelerin tamamından özellikle Bantu ve Fülani kabilelerinden de göç aldı. Bu topraklara sonradan gelenlerin çoğu bugünkü Sudan, Kamerun, Nijerya ve özellikle Çadlı Müslümanlardı. Eski yerli halkı ormanlık alanlarda kalmayı tercih ederken, sonradan gelenler ülkenin her tarafına yerleşip şehirler kurdular. Zira kıtanın en köklü ve  uzun ömürlü imparatorluğu olan Kânim-Bornu’nun güney bölgesindeki yerel emirlikler, sınırlarını buralara kadar yaydılar.
 
 

İlk Hıristiyan-Müslüman Çatışması

 
 
 Osmanlı Mısır’ına bağlı bir hükümdarlık olan Sudan’ı, 1882 yılında istilaya başlayan İngiltere’nin baskısından kaçan Rabih b. Fazlallah isimli bir komutan, emrindeki 10.000 askerle Çad Gölü havzasına geldi. Tüm yerel sultanlıkları ve emirlikleri idaresine toplayarak yeni bir idare kurdu. Fransız sömürge idarecilerinden Emile Gentil’in tabiriyle bu yeni idare “Rabih İmparatorluğu” oldu. Ancak bu ülkenin toprakları 1885 yılında tüm Afrika’yı aralarında paylaşmayı kararlaştıran yedi Avrupa ülkesinden Fransa’nın payına düşmüştü. Fransızlar Rabih’in bölgede kurduğu bu idari yapıdan çok rahatsız oldular. Var güçleri ile bir askeri harekata geçerek 1900 yılı Nisan ayında Rabih’i öldürüp, Avrupalıların bugün duymak istemedikleri bir tarzda başını da keserek halka teşhir ettiler. Bugün bile o tarihte Rabih’e yapılan zulmün izlerini Çad’ın başkenti Encemine ile aralarını Logon nehrinin ayırdığı Kuseyri şehrinde görmek mümkündür. Buralarda Rabih ile girdiği çatışmada ölen Fransız komutan Lamy’nin vurulduğu, ilk defa taşındığı ve ölünce de gömüldüğü üç ayrı noktada hatırasını yaşatan abidevi sütunlar yapılmıştır. Oysa ki bu yerlerden birisi bundan yirmi sene kadar önce Rabih’ın kabri olarak bilinmekteydi. Her nasılsa onun kabri yok edilerek ve adı silinerek oraya da Lamy’e ait bir levha çakıldığı burada yaşayanlar tarafında ifade edilmektedir. Bu hadise bölgede Müslüman-Hıristiyan nefretinin başlangıcı oldu. 3 1898 yılında Orta Afrika’nın bugünkü başkenti olan Bangi’yi kuran Fransız sömürge birlikleri buradan kuzeye doğru ilerlediler ve Rabih’in ardından oğlunun da iktidarına son verdikten sonra Belçika Kongo’su olan bugünkü Demokratik Kongo Cumhuriyeti ile Kamerun’u işgal eden Almanlar ve Sudan’daki İngilizler arasına gelip yerleştiler. Senegal, Mali ve Nijer üzerinden geldikleri Çad topraklarını “Çad Askeri Bölgesi” adıyla yerel sultanlık güçlerinin tümünü bertaraf ederek sömürgeleştirdiler. Senegal, Mali ve Nijer üzerinden geldikleri Çad topraklarını “Çad Askeri Bölgesi” adıyla yerel sultanlık güçlerinin tümünü bertaraf ederek sömürgeleştirdiler. Bu arada Orta Afrika topraklarını da Ubangi ve Şari isimli iki nehrin adıyla birlikte isimlendirip 1903 yılında Çad Askeri Bölgesi ile tek sömürge idaresi altında topladılar.
 
 
Orta Afrika Müslümanları Neden Kurban Seçildi?
 
Afrika’nın sömürgecilik sonrasında yaşadığı çalkantılı idari yapısı ile bir türlü sıradan bir ülke özelliği kazanamayan Orta Afrika’da tarih bir asır sonra Müslümanları tekrar aynı sonuç ile karşılaştırdı. Hatta öncekilerden daha da vahim bir şekilde. 1960 yılında uluslararası camiadaki baskılardan çekinerek Fransa tarafından bağımsızlığı verilen ülke diğer sömürgelere göre çok daha geri bırakılmış bir halde terkedilmişti. Ülkeye canlılık sağlayan yegane unsur Müslüman tüccarlardı. Ama devletin tüm idari kadroları misyonerler eliyle yetiştirilen ve seçkinleştirilen bir avuç Hıristiyan sınıfın elinde idi.
 
Adİdareyi elinde bulunduranlar 53 yıl boyunca Müslüman topluma ve bireylere her türlü baskıyı uyguladılar.  Onları her ortamda aşağıladılar. Eğitim, sağlık, iletişim, yol gibi modern çağın zaruri haklarından mahrum edildiler. Müslümanlar, kendilerine yapılan haksızlıkların temelinde yatan asıl sebebi fark edip başlarına gelen musibetleri önlemek için eğitime önem verdiler. Fransızca öğrendiler. Bir kısmının ana dili Arapça idi. Onlar da sadece konuşmayla kalmayıp çocuklarını Arap ülkelerindeki üniversitelere gönderdiler. İçlerinden bazıları isimlerini değiştirip Avrupa ülkelerinin ve Sovyetler Birliği’nin Orta Afrikalı Hıristiyanlara verdiği burslarından yararlandılar ki bunların arasında devrik lider Michel Djotodia da vardı. Asıl ismi Muhammed Dahiya Salih iken O, Michel Djotodia ismini alarak Rusya’da tahsil görme imkanı bulmuştu. 4 Kısa zamanda toparlanan Orta Afrikalı Müslümanlar teşkilatlandılar. 2003 yılında askeri darbe girişiminde bulunan François Bozize ile işbirliği yaptılar. Çad’ın da askeri desteğiyle O’nun iktidarı ele geçirmesini sağladılar. İlk defa devlet kademesinde bakan, genel müdür ve farklı dairlerden sorumlu olabildiler. Ama François Bozize de Müslümanlara karşı beslediği antipatiyi saklayamadı ve kendisini iktidara taşıyanlara karşı cephe aldı. Bozize devlet başkanlığının tek koruyucusu olan Çad askerlerini de geri gönderip ülkeye Güney Afrikalı birlikler getirdi. Bununla yetinmeyip yer altı kaynaklarının daha önce Fransa’ya verilen kullanım haklarını iptal ederek Güney Afrika’ya vermeye başladı. Protestan kilisesi içinde kendisi için özel bir çizgi oluşturup oranın bir papazı olarak kurduğu kilisede vaazlar veriyordu. Nitekim bu gelişmeler karşısında ülkenin her tarafında muhalefet sesleri yükselmeye başladı. Muhalifler 2012 yılında onun baskıcı rejimine karşı direnişe geçtiler ve ilk defa Müslümanlarla Hıristiyanlar aynı çizgide birleşerek, yerli Sango dilinde “ittifak” anlamına gelen, “Seleka” adı altında bir birlik kurarak başkent Bangi’ye yürüdüler. Bu yapı doğrudan bir Müslüman hareketi olmayıp farklı siyasi muhalif oluşumların baskıcı rejime karşı ortak mücadelesi idi. Ama uluslararası medya Seleka’yı bir Müslüman kuruluşu ve hatta terör örgütü gibi yansıttı. İdari kadrosunun çoğunun Müslüman olması Hıristiyanlar için tehdit oluşturacağı iddialarının ortaya atılmasına sebep oldu ve dünya kamuoyu sözde bir  Hıristiyan katliamına hazırlandı. Orta Afrika Cumhuriyeti’ndeki sorunun önemli bir sebebi de Çad’dır. Bölgesel ülke olan Çad’ın etkinliğini koruma çabası ve ülke içindeki kırılgan siyasi yapının sosyal sorun haline dönüşmesidir. 
 
 

 Şimdi 

 

Selaka’nın Rolü

 
2003 yılında François Bozize tarafından yapılan askerî darbenin hemen akabinde Union of Democratic Forces for Unity olarak bilinen silahlı milisler Michel Djotodia’nın önderliğinde hükümete karşı mücadele başlatmış ve ülke 2004-2007 yılları arasında yoğun çatışmalara sahne olmuştur. Taraflar arasında Gabon’da gerçekleşen anlaşma ile ateşkes ilan edilmiş, 6 2007-2011 yılları arasında ülkede çatışma yaşanmamıştır. Ancak 2011’in son aylarında çatışmalar tekrar başlamış ve Orta Afrika Cumhuriyeti’nde yeni bir siyasi kriz ortamı oluşmuştur. Seleka Koalisyonu ülkenin şimdiki siyasi yapısının şekillenmesinde önemli rol oynamıştır. 2003-2013 yılları arasında devlet başkanlığı görevini yürüten François Bozize iktidarının yoğun yolsuzluk ve baskılarına karşı oluşan bu silahlı koalisyon, ülkenin kuzey kesimlerindeki beş farklı silahlı hareketin bir araya gelmesinden oluşmaktadır. Ülkenin kırsal 7 bölgelerinde oluşan bu silahlı hareket, 2011’de bazı şehirlerin kontrolünü ele geçirdikten sonra başkent Bangui’ya kadar gelerek Mart 2013’te yönetimi devirmiştir. Bu gruplar Eylül 2012’de Seleka ismiyle bir koalisyon oluşturmuştur. Büyük çoğunluğu Müslümanlardan oluşan Seleka Koalisyonu 2003 yılında darbe ile iş başına gelen François Bozize yönetimini devirerek bir geçiş hükümeti kurmuştur. Devlet başkanlığı görevine Seleka komutanlarından, daha önce Sudan’da diplomatik görev yapmış Michel Dijotodia getirilmiş ve ülkenin 18 ay içinde seçime götürülmesi istenmiştir. Michel Dijotodia ülkedeki ilk Müslüman devlet başkanıdır. Varılan anlaşma gereği Djjotodia ve Seleka üyelerinin ülkede yönetimi belirleyecek seçimlerde aday olmaması kararlaştırılmıştır. Çad’ın başkenti N’Djamena’da yapılan görüşmelerde Djotodia’ya devlet başkanı yerine geçiş devletinin başkanı denmesi kararlaştırılmıştır. 8 Djotodia’nın göreve başlamasıyla ülkede Hristiyan ve Müslümanlardan oluşan yeni hükümet iş başına gelmiştir. Başbakanlık görevi ülkenin tanınmış avukatlarından olan ve daha önce Bokasso ve Bozize’nin de avukatlığını yapmış Hristiyan Nicolas Tiangaye’ye verilmiştir. Son dönemde Djotodia’yı iktidara taşıyan Seleka Koalisyonu’ndan bazı savaşçıların isimlerinin adi suçlara karışması üzerine, Ağustos 2013’te yemin ederek göreve başlayan Devlet Başkanı Djotodia, Eylül 2013’te Seleka Koalisyonu’nun tasfiye edildiğini duyurmuştur.

 

Anti-Balaka Örgütü 

 
 
Seleka’nın koltuğundan ettiği François Bozize ülkeyi terk ederek önce Kamerun sonrasında ise Benin’e sığınmıştır. Kısa sürede taraftarlarını bir araya toplayan Bozize, beraberinde götürdüğü yüklü miktardaki para ile hükümete karşı atağa geçerek ülkede son dönemde yaşanan şiddet olaylarını başlatmıştır. Anti-Balaka ismi verilen Bozize’ye sadık çeteler, özellikle Müslüman köylerini, camileri ve Seleka üyelerinin evlerini basarak infazlar gerçekleştirmiştir. Yerel halkın Balaka dediği bu çeteler, her türlü insanlık dışı uygulamaya imza atarak kısa sürede yüzlerce insanı katletmiştir. Çocukların boğazını kesme, hamile kadınların karınlarını deşme, timsahlara diri diri yem etme gibi insanlık dışı şiddet eylemleri gerçekleştiren antiBalaka çetesi hâlihazırda hükümet güçleri ile çatışarak iktidarı devirmeye çalışmaktadır. Seleka Koalisyonu’nun Eylül 2013’te resmen sona erdirilmesi akabinde saldırılarını 9 yoğunlaştıran anti-Balaka çetesi, eylül ayı ortasında Bouca köyünü basarak sabah namazı vakti 40 kadar Müslüman’ı katletmiştir. Ülkenin şu an içinde bulunduğu krizi tetikleyen son olaylar dizisi ise 2013 Aralık ayı başında yaşanmıştır. 2 Aralık’tan itibaren anti-Balaka milisleri Müslümanlara yönelik saldırılarını yoğunlaştırırken 5 Aralık gecesi eski Seleka komutanlarının evlerini basarak infazlar gerçekleştirmiştir. Dört önemli Seleka liderinin öldürüldüğü gece baskınından Seleka mensubu diğer liderler kurtulmayı başarmış, ancak baskına uğrayan Selaka liderlerinin evleri bu olaylar sırasında yerle bir edilmiştir.  Katliamdan kurtulmayı 10 başaran eski Seleka üyeleri cami, okul, kamp gibi daha güvenli gördükleri yerlere sığınmıştır. Kızıl Haç Örgütü o gece meydana gelen şiddet olaylarında sokaklardan 281 ceset topladığını açıklamıştır.
 
 
 
Fransa’nın Müdahalesi
 
 
Aynı günlerde ülkede tırmanan şiddet olaylarını gündeme getiren Fransa, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nden bir karar çıkartarak ülkedeki asker sayısını arttıramaya başlamıştır. Orta Afrika Cumhuriyeti’ndeki mevcut birliklerine yenilerini ekleyen Fransa, 1.600 civarında askerini ülkeye yerleştirerek sivilleri koruma görevini üstlendiğini açıklamıştır.

AdFransa birliklerine 4.000 kadar Afrika Birliği askeri de eşlik etmektedir. Orta Afrika Cumhuriyeti’ndeki şiddeti sona erdirmek için silahsızlandırma siyaseti uygulamaya koyan Fransa, Seleka üyelerini silahsızlandırma adı altında Müslüman mahallelerine girerek silah ve kesici aletleri toplamaya, üst-baş aramaları yapmaya başlamıştır. Bu tek taraflı silahsızlandırma girişimi Müslümanları güçsüzleştirirken karşı saflarda yer alan anti-Balaka çetesini daha da cesaretlendirmiştir. Yaşanan şiddet olayları üzerine Fransa’nın tarafsızlığını 12 yitirdiğini düşünen Müslüman topluluklar Fransa’yı eleştirmeye, sokak protestoları ile tepkilerini göstermeye başlamıştır. Son olarak yürüttüğü tek taraflı silahsızlandırma siyaseti dolayısıyla Fransa’ya uyarıda bulunan Müslümanlar, bu tutum değişmezse Fransa’ya karşı mücadele vereceklerini açıkça ilan etmişlerdir. Fransa’nın ülkedeki askerî varlığı Müslümanlar ile Hristiyanlar arasındaki dengeleri değiştirirken ülkedeki hükümeti de etkisizleştirmektedir. Ülkede bankalar, okullar ve ticarethaneler uzun zamandır kapalı durumdadır. Kamu kurumları çalışmamaktadır. Ayrıca yaşanan ekonomik sıkıntılar sebebiyle hükümet memur ve asker maaşlarını ödeyemez duruma gelmiştir. Başkent sokaklarında Fransa ve Afrika Birliği askerî araçları kol gezmektedir. Sokaklarda sivillerin serbestçe dolaşması neredeyse imkânsız bir hâl almıştır. Ülkede stratejik noktalar Fransız askerleri tarafından kontrol edilmektedir. Orta Afrika Cumhuriyeti’ne yönelik askerî müdahale girişimi, 2012 içinde Fransa’nın Mali’nin kuzeyine yönelik düzenlediği askerî operasyonla karşılaştırılmaktadır. Ancak Orta Afrika Cumhuriyeti’ndeki askerî müdahale Mali’deki durumdan farklılıklar arz etmektedir. Mali’deki operasyon bölgesel bir müdahale iken Orta Afrika Cumhuriyeti’nde ülke genelinde bir operasyon söz konusudur. Mali operasyonu ülkenin düşük yoğunluklu kuzeydeki üç şehrinde yürütülürken Orta Afrika Cumhuriyeti’ndeki operasyon yoğun nüfuslu başkent ve diğer şehirleri kapsamaktadır. Mali operasyonu sözde “İslami terörle savaş” zemininde yürütülerek değişik ülkeler tarafından desteklense de Orta Afrika Cumhuriyeti’ndeki atmosfer daha farklı olup “terörizm” tehlikesi barındırmamaktadır. Mali’deki operasyon Mali 13 hükümetinin talebi üzerine gerçekleştirilirken Orta Afrika Cumhuriyeti’nde hükümet kanadından böyle bir talep gelmemiştir.  Seleka grubu, darbenin hemen ardından, ülkenin en büyük gelir kaynağı olan elmas madenlerinin tamamının kontrolünü ele geçirdi. Ancak bu elmasların uluslararası satışı için bazı şartlar gerekmektedir.  Yaygın olarak Kimberley Process (Kimberley Süreci) adıyla 14 bilinen çok uluslu bir yapıyla, Afrika’dan dünyaya satılan elmaslar sertifikalanıyor. Aralarında AB, ABD ve Türkiye’nin de bulunduğu 47 ülke, darbe veya iç savaşın yaşandığı Afrika ülkelerinin elmas ticaretini yasaklayabiliyor. Ancak Mayıs ayından itibaren Orta Afrika Cumhuriyeti’nden elmas ithalatı yasaklansa da , 15 Seleka üyelerinin elması komşu ülkeler aracılığıyla satmaları halen mümkün. Seleka üyelerinin çoğunluğunun Çad ve Sudan kökenli olmaları da, bu olasılığı destekliyor.

 

Orta Afrika’da Ateşkes 

Nisan 2015’te Orta Afrika Cumhuriyeti'nde çatışan silahlı Hristiyan anti-Balaka ile Müslüman Seleka grupları arasında Kenya'nın başkenti Nairobi'de ateşkes anlaşması imzalandı. Kenya Devlet Başkanı Uhuru Kenyatta görüşmelere arabuluculuk yaptı. 16 Tüm bu yaşananların yanında, Fransa müdahalesi sırasında yaşanan zulümler, tecavüz, gasp gibi suçlardan ötürü Orta Afrika Cumhuriyeti’nde büyük tepkiler oldu. Orta Afrika Cumhuriyeti'nde Fransız askerlerin cinsel tacizine uğradığı iddia edilen çocukların aileleri, zanlıların bir an önce hak ettikleri cezaya çarptırılmasını talep etti.  Bahsi geçen tecavüz 17 olaylarının sadece kız çocuklarına değil, erkek çocuklarına karşı da işlendiği vurgulandı. 

 
 
Mehmet Serdar TUFAN