Birlik Stratejik Araştırmalar Merkezi - BİRSAM

Paris Saldırıları, Farklı Endişeler

7 Ocak 2015 günü Fransa'da haftalık yayınlanan mizah gazetesi Charlie Hebdo'ya düzenlenen saldırı Almanya'da uzun süreden beri ciddi bir şekilde tartışılan islamofobi ve aşırı sağın yükselişi dalgasının Fransa'ya da sıçrama ihtimalleri üzerine kuşkuları beraberinde getirdi. İster karşıtlık olsun, ister huzursuzluk ya da fobi "İslam" kelimesinin önümüzdeki süreçte olumsuzluk içeren isim tamlamalarının bir öğesi olacağı aşikar. Yoğunluğu nasıl olursa olsun, İslama karşı takınılan tavırda devletlerden, islam topluluklarına değin birçok faktörün sorumluluk üstlenmesi gerekmektedir.

 

Fransızların Gözünden İslam

 

2013 yılında Cabinet Tider ve Institut Montaigne tarafından yapılan araştırmayla Fransızların dini inançlara bakışı incelendiğinde %87'sinin budizme %76'sının protestanlığa, %69'unun katolikliğe, %64'ün musevi dinine yönelik olumlu algıya sahip olduğu görülmektedir. İslam dinine olumlu bakan Fransızlar'ın orası ise %26 ile sınırlı kalmaktadır. Ülke nüfusunun %8'nin müslüman olduğu gerçeği oranların yorumlanmasında önemli bir etkendir. Yine aynı araştırmaya göre ankete katılanların %33'ü islam'ı iyi tanımadıklarını, %32'si ise islami değerlerin Fransa'nın toplumsal değerleriyle uyuştuğunu  ifade etmektedir. Ankete katılanların %40'ının islamı Fransa'nın kültürel yapısına katkı sağlayacak bir etken olarak görmesi ise dikkate değer bir başka veridir.

 

Ocak 2013'te Le Monde gazetesi tarafından yayınlanan habere göre Ipsos tarafından "Sosyal Kırılmalar" üzerine hazırlanan bir araştırmanın sonuçları durumun vehametini bir başka açıdan gözler önüne sermektedir: Fransa toplumunun %74'ü islamı toleranssız bir din olarak görüyor ve her 10 Fransızdan 8'ine göre müslümanların kendi yaşayış tarzını başkasına dayatma olgusu islam dininde dikkat çeken önemli bir olgu. Yine aynı ankete göre katolik mezhebini toleranssız görenlerin oranı ise %28.

 

İfop tarafından Aralık 2013 'te gerçekleştirilen anket bir başka gerçeği ortaya koymaktadır:  toplumunun %68'i müslümanların Fransa'ya iyi entegre olamadıklarını, %42'si ise ülkede islamın varlığının ülke kimliğine karşı bir tehdir olduğunu düşünmektedir.

 

Oranların islama karşı negatif düzeyde seyrediyor olması Paris'te yaşanılan son olayın ardından gündeme gelen endişelerin geçerliliğini ortaya koymaktadır.

 

Sayıların kaynağı

 

Var olan huzursuzluğun temel sebepleri  , islamın nasıl anlaşıldığı, politik çıkar amacıyla islamın kullanılması ve Avrupa'da uzunca zamandır süre gelen ekonomik kriz başlıkları altında sıralanabilir.

 

Ekonomik krizin toplumsal mahiyette yarattığı bunalım toplumu yeni sorumlular aramaya itmiştir. Bu sorumlu arayışı sürecinde Fransızlar kamu giderleri ve iş gücü kaynaklarını paylaşmak zorunda kaldıkları göçmenlere karşı çekinceli bir tutum izlemeye başlamışlardır.  Arkaik refleksler düşman ve büyük bir dış etken bulmak üzere ekonomik kriz alanında kendini göstermiştir.

 

İslamın toplum tarafında nasıl algılandığı islam dinine mensup bireylerin pratikleri ile doğrudan alakalaya  sahip: Orta Doğu ve Afrika'da var olan terör gruplarının islami termonolojiyi sıklıkla kullanmaları, islam adına savaş yürüttüklerini belirtmeleri toplum nezdinde endişeye ve olumsuz algılara yol açmaktadır. Diğer bir deyişle  Orta Doğu ve Afrika'daki terör eylemlerinin batı toplumlarınca islami patolojiye sahip olduğu düşünülmektedir. Her ne kadar islami değerlerle uyuşmasa da,  Fransa'da vuku bulan olayın islam adına yapıldığının eylemciler tarafından itirafı, "Allah'u Ekber", "Hz.Muhammed s.a.v.", "öc almak" gibi ifadelerin kullanılması önceki olaylarda da görüldüğü üzere islamı bu olayda da odak unsur haline getirmiştir.

 

Diğer bir taraftan Avrupa'da müslüman dinine mensup toplumun islamı yaşayış şekli de algılamalarda önemli rol oynamaktadır. 

Paris

Müslüman ailelerde kadının statüsü ve Fransızlara göre "islamın sorgulamaya kapalı bir din olması", suç eylemlerinin Arap ve Afrika kökenli kişilerde daha yüksek olması, sosyo-ekonomik değerlendirilmeler sonucunda yine aynı topluluğun daha alt sıralarda bulunması  bu alanda değerlendirilebilir. Yine aynı şekilde islam dinin kitabı Kur'an-ı Kerim'in ayet ve surelerinin kendi bütünlüğü içerisinde değerlendirilmemesi ve bilinçsizce yorumlar yapılması İslam'ın bilinçsiz anlaşılmasına yol açmaktaır. 

 

Banliyönün Gerçeği

 

2005 yılında müslüman nüfusun daha yoğun olarak varlık gösterdiği Paris'in banliyölernde gerçekleşen şiddet eylemlerinin ardından Fransız Hükümeti'nin üzerine düşen görevi yerine getirmediği sosyologlar tarafından dile getirilmektedir. Her ne kadar bu olay Fransız halkı üzerinde ciddi bir şok yaratsa da olayların ardından izlenilen politikalar ve edinilen sonuç bu durumu kanıtlamaktadır. Ünlü sosyolog Robert Castel'e göre* müslüman topluluğun yoğun olarak yaşadığı banliyölerde eğitimdeki başarısızlık gençlerin gelecek projeksiyonu yapmalarına engel olmaktadır. Gelecekten beklentisi olmayan gençlerin arzu etmekdikleri bir geleceeğin içinde kendilerini bulmaları toplumsal dışlanma ve arada kalmışlık sorununu beraberinde getirmektedir.

 

Yine Castel'e göre diğer bir konu ise devletin vatandaşa sunduğu güvenlik hizmeti tercihi ile alakalıdır. Sosyal güvenlik yerine kolluk kuvvetlerine dayanan güvenliğin daha öncelikli olması vatandaşlar tarafından hoş karşılanmayarak ayrımcı bir poltika olarak kabul görmektedir. Söz konusu topluluk fiziksel olarak güvende olsa dahi sosyal güvenlik konusunda sorun yaşamaya devam etmektedir.

 

Az evvel de belirtildiği üzere eğitim alanında devletin uygun politika geliştirememesi gençlerin iş hayatında sorunlarla karşılaşmalarına sebep olmakta, çoğunlukla kalifiye olmayan işlerde çalışan bu gençler burada da ırksal ayrımcılıkla karşı karşıya kalabilmektedir.

 

"Banliyölere Uumut Programı"

 

Castel yayınladığı makalede 2005 yılında Paris'i yangın yerine çeviren olayların islamcılık ya da solculukla alakalı olmadığını belirterek asıl dikkat edilmesi gereken noktanın banliyö gençlerinin sosyal hayata entegrasyonu olduğu vurgulamaktadır.

 

Fransa'nın banliyölerdeki sorunlara çözüm getirmek amacıyla 23.Fransa Cumhurbaşkanı Nicolas Sarkozy tarafından "Banliyölere umut programı:Fransa için bir dinamik"  hazırlanmıştır. Ulusal boyutta bakanlıkların üç yıllık periyodla geri kalmış mahalleler için harekte geçmesini ön gören program eğitim, istihdam, dışarıya açılım, güvenlik, sivil toplum konularında iyileştirmeleri ön görmekteydi. Şehir Bakanı'nın 2011'deki bir demecine göre ekonomik kriz sebebiyle plan askıya alındı.

 

Bu noktadan hareketle, devletin banliyölerde ciddi reformlara gitmek üzere programlar geliştirmesi Robert Castel'in de ifade ettiği geri kalmışlığın devlet taraqfından fark edildiği ve sorgulandığı gerçeğini ortaya koymaktadır. Yine ekomomik kriz sebebiyle bu reformların askıya alınmış olması devletin uzunca zamandır süre gelen sorunları yine ötelediği ve bu sorunlara hayati önem bağlamadığını gün yüzüne çıkarmaktadır.

 

Sosyalist Partili eski Başbakan Jean-Marc Ayrault ise 2013 yılında cumhuriyetçi devletin eşitlik için banliyölere geri döneceğini beyan ederek fazladan kaynak sağlamaksızın, kaynakların doğru yönlendirilmesiyle  27 önlemin geliştireleceğini beyan etti. Bu önlemlerin eşitlik perspektivinde değerlendirilmesi dikkat çekici önemli bir ayrıntı olarak durmaktadır.

 

Müslüman topluluğun yoğun olarak yaşadığı bölgelerin kendi İçinde izole kalması ve müslüman toplululuğun sosyo-ekonomik kriterler doğrultusunda dezavantajlı olması devlet tarafından da fark edilmiş bu sorunlara kalıcı çözümlerin bir türlü gelemediğini göstermektedir. Bu noktada Fransa'da müslüman topluluğun, toplumun genele göre geri kalmış olmasın devlet programlarının nihayetine eremediğini açıkça ortaya koymaktadır.. Bu durumun gerçekliği devlet adamları, sosyologlar ve farklı anketlerce de desteklenmetedir.

 

İslam Dünyası'nın Olumsuz Algıyla Mücadelesi

 

Üzerine durulması gereken bir diğer konu ise islam algısının ne düzeyde geliştiği ve süre geldiğidir.

İslami pratikleri gereken şekilde anlamlandırılamaması, insanların yüzeysel bilgiler üzerinden islama dair görüşe sahip olmaları ve Orta Doğu ve Afrika'da islamın adını kullanılarak gerçekleştirilen terör eylemleri toplumun algısında önemli rol oynamaktadır. Müslüman dünyasının bu noktada yapması gereken her türlü imkandan yararlanarak islamın düzgün tanınmasına hizmet etmektir. Uluslararası işbirliklerinin arttırılmasıyla hem müslüman topluma, hem de islama inanmayan topluma islam hakkında bilinen yanlışların uygun bir ifade yöntemi  ile paylaşılmasına yönelik çalışmalar hız kazanmalıdır.

 

58 üyesi bulunan ve uluslararası hukuk tüzel kişiliğine sahip olan İslam İşbirliği Teşkilatı, Birleşmiş Milletler'in ardından en fazla üyeye sahip hükümetler arası bir teşkilattır. Yayınladığı beş farklı raporla dünya üzerinde islama yönelik olumsuz algının sebeplerini ve ve bu durumla mücadelede çözüm önerilerini sunan teşkilatın özellikle 2012 yılının ekim ayında yayınladığı raporunda  sunduğu çözüm önerili incelemek dahi sorunun kaynağını iit gözünden ortaya koymaya yetmektedir: üye ülkelerde sorunların ve önerilerin tartışılabileceği medya platformlarının oluşturulması, bu platformlar aracılığıyla diğer ülkelerle işbirliklerinin geliştirilmesi gerekmektedir. Diger bir taraftan islamın barış ve ılımlılık değerlerinin küresel medya organları aracılığıyla ifade edilmesi medya alanında atılması gereken bir diğer önemli adımdır.

 

Raporun Batı'ya önerisi ise batı ülkelerinde yaşayan müslümanların hayat standartlarının yükseltilmesi ve müslüman topluluğun marjinalleştirilip ötekileştirilmemesi doğrultusundadır. Bu sayede çekincelerin yerini karşılıklı anlayış ve daha bir entegrasyona bırakması beklenmektedir.

 

Batı ülkelerinin, müslüman topluluğun kendini geliştirmesine uygun zemini sunması ve bu sayede müslüman topluluğun bölgesel ve ulusal seviyedik idari yapılarsa çalışabilme şanslarının arttırılması birlikte yaşama ülküsünü destekleyecek diğer önemli adımlardır. Müslüman topluluğun bulundukları ulkelerin vatandaşlık değerleriyle uyumlu hareket etmesi ve her türlü radikal hareketten uzak durması islamın olumsuz anılmasıyla mücadelede müslüman topluluğun sorumluluğunda önemli bir konudur.

 

Müslüman topluluğun bulunduğu ülkeyi kendi ülkesi gibi benimsemesi ve kendini ait hissetmesi, topluluğun radikal ve aşırılıkçı hareketlerden uzak durmasına yardımcı olacaktır.

 

Bu bağlamda İİT'nın çözüm önerileri hem batı ülkelerini, hem üye ülkeleri, hem de müslüman toplumunu sorumluluk almaya davet eden objektif önerilerden oluşmaktadır.

 

Eşitlik ilkesinden uzak kalmış mahallelerde yaşayan müslüman topluluğun entegrasyonunu sağlamak ve bu sayede müslümanların hayat standartlarını yükselterek ideal vatandaş olmalarının önünü açmak elbette devletin görevidir. Özellikle islam adına terör eylemlerinin gün geçtikçe artması neticesinde islama yönelik yükselen huzursuzlukla mücadelede, islamı doğru tanıtmak üzere bizim de sorumluluk sahibi olduğumuzu göz ardıı etmememizin gerekliliği ise bir diğer gerçektir. Cumhurbaşkanı Hollande ve Başbakan Valls'in saldırıların islam dini ile alakalandırılamayacağını ısrarla ifade etmeleri dikkate değer önemli birer tavırdır.

 

Türkiye'nin Sorumluluğu

 

Avrupa Birliği'ne tam üyeliği stratejik bir hedef olarak gören ve bu hedefin sonunda Avrupa ile sosyo-ekonomik bağlarını kuvvetlendirmeyi hedefleyen Türkiye batıdaki olumsuz islam algısı ile mücadele konusunda sahip olduğu sorumluluğu gün geçtikçe daha da ısrarla yerine getirmektedir. Türkiye'nin bu konu üzerine ev sahipliği yaptığı geniş katılımlı programlar artmakta olup, Paris'teki olayları islam dini ile bağdaştırmayan tavrını net bir şekilde ortaya koymasıyla hangi din, grup ya da düşünce hedef olursa olsun terör eylemleri ve radikal hareketlerin daima karşısında olacağını beyan eden duruş çoğunluğu müslüman olan bir ülkenin teröre karşı duruşunu da ifade etmektedir. Türkiye'de yerleşik farklı dinleri temsilcisi din adamlarıyla sürekli istişareler ve farklı dinlere yönelik olanakların devlet eliyle arttırılmasına yönelik çalışmalar Yeşilköy'e yeni bir kilise inşaası örneğinde de görüleceği üzere Türkiye'nin ayrımcılıktan uzak ve kapsayıcılık temelli vizyonunu ortaya koymaktadır.

 

Özellikle Başbakan Davutoğlu'nun Paris'teki yürüyüşe katılmasnın ardından ülke içinden gelen eleştireler örneğinde de görüldüğü üzeri Batı medeniyetleriyle diyalog ve gerekli durumlarda dayanışmanın büyük önem arz ettiği bu süreçte, Türkiye'nin attığı bazı adımların  toplum tarafından gördüğü tepki ise önemli bir engel olarak önümüzde duruyor.

 

Fransız Planlama Teşkilatı Başkanı ve Avrupa Birliği projesinin öncü isimlerinden olan Jean Monnet'nin 1945li yıllarda Fransa'nın devlet planını oluşturma ve uygulamaya sokma safhasında ekonomik ve politik güçler arasındaki kopukluğu diyaloğu merkeze alan bir tavırla ortadan kaldırması Avrupa toplumları ve müslüman topluluk arasında diyalog zemininde sorunların çözülmesi konusunda örnek teşkil edebilecek önemli bir tarihi gerçekliği temsil etmektedir...

 

*Robert Castel,Les jeunes de banlieue, ces «étrangers de l'intérieur assignés à résidence»13.03.2013 http://bibliobs.nouvelobs.com/actualites/20130313.OBS1712/les-jeunes-de-banlieue-ces-etrangers-de-l-interieur-assignes-a-

 

Mert Hüseyin Ergül-Paris Sorbonne Üniversitesi

BİRSAM / Paris 

mh.ergul@birsam.org

 

Hüseyin Mert Ergül