Birlik Stratejik Araştırmalar Merkezi - BİRSAM

Rehine Olayında Medyada Kullanılan Terör Söylemine Eleştiri

Son dönemde gerçekleşen rehine hadisesi bizlere bir kez daha medyanın olağanüstü hadiselerde üzerine düşen görevlerinin neler olması gerektiğini sorgulattı. Özellikle terör gibi milli bir şuura hitap eden hadiselerde medyanın; olayı, terör örgütünü, terör örgütünün propagandasını, taleplerini ve görüntüleri veriliş şekli toplumu yönlendirmesi adına önemli bir kaynak oluşturmaktadır.

Medya, Terörü Neden ‘Anlatmamalı’?

John Sullivan bir terörist eylemin amacına ulaşmasını önlemek için iki noktaya dikkat çeker;

1.       Medyanın canlı yayın amaçlı olay yerinde olmaması,

2.       Teröristin sosyo-politik amaçlarını açıklamaması,

Yukarıdaki örneklemi açıklayacak olursak terörist, eylemin asıl amacı olan propagandasını medya yoluyla hedef kitleye ulaştırabilmektedir. Bu anlamda terör eylemlerinin ‘zaferi’ öldürdüğü insan sayısı veya gasp ettiği haklardan ziyade eylemiyle korku ve panik ortamı yaratıp benimsediği ideolojisini kabullendirmektir. Bu kabullendirme ise direk olarak medya içerikleriyle gerçekleştirilmektedir.

Bu bağlamda Çağlayan Adliyesi’ndeki olay ile ilgili medyanın haber sunuş tarzına ve hiçbir etik kaygı göstermeksizin ‘haber verme görevini’ icra ettiğini düşünecek olursak direk olarak bahsi geçen terör eylemini haklı zemine oturtup terör eyleminin meşru kılındığını, paylaşılan tam sayfa görseller ile de grubun propagandası yapıldığını görebiliyoruz. Ayrıca medyanın öğretici görevini düşündüğümüzde, detaylı olarak olayın aktarılması, daha sonra olay yerinde gerçekleştirilen canlandırmalar, bir terör eyleminin nasıl yapılacağını ve sonuçlarını öğretmekle beraber, örnek teşkil etmesi adına özendirici oldukları ve saldırganlık dürtüsü olan kişilerde bir takım terör eylemlerine yönelttikleri unutulmamalıdır. Çağlayan Adliyesi’ndeki rehine olayında medyanın haber veriliş tarzına dikkat edecek olursak “Berkin Elvan’nın failini bulamayan savcı rehin tutuldu. Teröristler, Berkin Elvan’ın failini bulmak için rehin tuttuklarını söylüyorlar.” gibi söylemler yukarıda yaptığımız açıklama doğrultusunda şiddetin bir çözüm yöntemi olarak gösterildiğini görebiliyoruz.

 

Medya Kuruluşlarından Özür

 

Eleştirisini yapmış olduğumuz konuda (haberin veriliş tarzı ve fotoğrafların tam sayfa verilmesi gibi) gerekli hassasiyeti göstermeyen medya kuruluşları, olayın sonrasında yaptıkları açıklamalarla özür dilediklerini ve çalışanlarının da kendi yorum ve analizlerinde yayın politikaları doğrultusunda açıklama yapmaları gerektiğini belirtti.

 

Dördüncü kuvvet olarak görülen medyanın haber ve bilgi sağlama işlevi birçok olayda olduğu gibi terör eylemlerinde de yerine getirilmelidir. Fakat burada asıl dikkat edilmesi gereken husus etik kurallardır. Herhangi yazılı bir kaidesi olmayan bu kurallar medya içeriğini sağlayan kişinin otokontrolüne kalmıştır. Her ne kadar kurallar çerçevesinde bir takım yasaklar ve düzenlemeler getirilse de gelişen teknoloji ile birlikte artan iletişim kanalları sayesinde, iletişim faaliyetinin tamamen ortadan kaldırılması mümkün değildir. Keza rehine olayı sürerken başbakanlık 6112 Sayılı Radyo ve Televizyonların Kuruluş ve Yayın Hizmetleri Hakkında Kanunun “Olağanüstü dönemlerde yayınlar” başlıklı 7. Maddesi “milli güvenliğin açıkça gerekli kıldığı hallerde yahut kamu düzeninin ciddi şekilde bozulmasının kuvvetle muhtemel olduğu durumlarda, Başbakan veya görevlendireceği bakan geçici yayın yasağı getirebilir” hükmüne istinaden Çağlayan Adliyesi’nde gerçekleşen olaylara yayın yasağı getirdi. Fakat bu yasağı kapsamayan sosyal medya kanallarından bilgi akışı devam etti. Özellikle kanaat önderi olarak görülen kişilerin gerçekleştirmiş olduğu paylaşımları takipçiler tarafından ‘doğru bilgi kaynağı’ olarak görüldü. Sosyal medya kanallarında yayınlan enformasyon akışında asıl problem paylaşımı yapan kişi değil paylaşımın doğru bilgi kaynağı olarak görülmesidir. Burada tamamen kullanıcıların eleştirel bir gözle bakabilmesi ve sorgulaması gerekmektedir. 

Mehmet Kapan