Birlik Stratejik Araştırmalar Merkezi - BİRSAM

Türk Modernleşmesinde Kemalizm Sorunu

Türk modernleşmesi ve Kemalizm arasındaki ilişki hep tartışma konusu olmuştur. Kemalizm’in modern bir toplum yaratma gayesi, Türk modernleşmesini farklı bir noktaya çekmiştir. Bu çalışmada Türk modernleşmesinin, Osmanlı’nın son zamanlarındaki Batılılaşma hareketlerinden başlayarak, erken dönem cumhuriyet modernleşmesi olan Kemalizm ile farklı bir mecraya sürüklenen hikayesinin kısa bir anlatımı yapılacaktır. Modernleşme kuramının genel eleştirisi yerine Türk modernleşmesinde Kemalizm’in jakobenliğine ve sığ Batıcılık anlayışına eleştirel bir bakış açısı getirilecektir.

 

A.    Modernleşme Kavramı

 

   Birçok yazar ve düşünürün modernleşme üzerine çeşitli tanımları ve algılamaları vardır. Genel manada modernleşmeyi, bir “ilerlemeci düşünce” olarak tanımlayabiliriz. Modernleşmeyi ilerlemekten çok değişmek olarak tanımlayan düşünürler de vardır.

 

  Modernleşme kuramının tarihsel dayanağını Avrupa’da Rönesans dönemine kadar götürebiliriz. Rönesans dönemiyle birlikte Avrupa’da skolastik düşüncenin yıkılmaya başlaması modernleşme için bir milat olmuştur. Modernleşmenin ana dayanak noktalarından biri de aydınlanma düşüncesidir (Altun 88). Bu manada, modernleşen, Batı toplumu iken, modernleşme yaşayanlar ise Batı dışı toplumlar olmuşlardır. Modernleşme kuramının, mevcut durumdan hep daha ilerisine ulaşma hedefi Batı dışı toplumlar için Batı’ya ulaşma süreci olarak değerlendirilebilir. Çünkü mevcut sistemler içinde en ileride olan toplum Batı toplumu tahayyülü yaratılmıştır. Bu da modernleşme kuramının, Batı dışı toplumlarda, toplum mühendisliğine kaymasına sebep olabilmektedir.

 

B.    Osmanlı Dönemi Türk Modernleşmesi

 

   Yükselme devrinde Osmanlı kendini her türlü uygarlığın önünde görüyordu. Bu da Batı’nın bir rol model olarak alınması sorununu o dönem içim ortaya çıkarmamıştır. Ancak Batı toplumunun Coğrafi Keşifler, Reform, Rönesans, Aydınlanma, Fransız Devrimi, Sanayi Devrimi ve 19. Yüzyıldaki dönüşümlerle birlikte geleneksel toplumdan bir anlamda modern topluma geçmesi, Batı’nın Osmanlı’nın önüne geçmesini sağladı. Batı’daki bu değişimlere ayak uyduramayan,  yani “modernleşemeyen” Osmanlı, Batı’nın bu öne geçişini ilk zamanlarda devlet yönetimindeki bozukluklara bağladı. Daha sonraları Batı’nın askeri üstünlüğü bu gerilemenin sebebi olarak görüldü. Bu dönemden sonra artık imparatorluğun nasıl ayakta kalacağı sorunu ana gündem haline gelmişti. Batının üstünlüğünün kabul edilmesiyle birlikte, Osmanlı’da Batıcılık hareketleri başlamıştır. Bu anlamda Osmanlı’da Batıcılık bir modernleşme süreci anlamında da değerlendirilebilir.

 

  Batıcılık adına ilk hareketlenmenin başlangıcı olarak İlber Ortaylı III. Selim döneminin alınmasını daha doğru bulsa da, bunun kökenini III. Ahmet dönemine kadar götürebiliriz. Bu ilk dönemde öncelikle Batı’nın askeri üstünlüğü tartışılmıştır. İbrahim Müteferrika ile beraber matbaa önem kazanmıştır. Ayrıca Batı’nın genel ahvalini takip etmek amacıyla Avrupa’ya elçiler gönderilmiştir.

 

    Batıya gönderilen bu elçiler Avrupa’da “kameralizm” denen yeni bir şey keşfetmişlerdi. 18. Yüzyıl Avrupa’sında bazı krallar, halkın verimliğini artıracak bazı tedbirleri olağan bir politika haline getirmişlerdi. Bu hükümdarlar halkın mülkiyet hakkının garanti altına alınmasını gerekliliğini anlamışlar ve eğitimi halka yaymanın kendilerine fayda getireceğini algılamışlardı. Bu politikalar aynı zamanda milli devletlerin kurulmasına ve orta sınıfların güç kazanmasına paralel yürümüştür. O zamanlar Avrupa’da devlet bilimlerinde ise bu ögelere “kameralizm” adı verilmiştir (Mardin 12). Kameralizm, aydın despotizminin kuram haline getirilmiş düşüncesiydi. Kameralistlere göre güçlü bir devlet, aynı zamanda güçlü ve problemsiz bir orta sınıfa dayanan devlettir. Devletin bu açıdan görevi, halkına eğitim ve ticareti kolaylaştırmak, onları koruyarak birer “üretici” haline getirmek, bu yolla elde edilen vergilerden yeni tipte bir orduyu, bürokrasiyi ve genel olarak devlet kurumlarını güçlendirmekti (Mardin 83). İşte Osmanlı’da başlayan modernleşme hareketinde bir milat olan Tanzimat fermanının ilanında da kamerazlimden esinlenilmiştir (mardin 12).  Tanzimat’ın ilanıyla birlikte Osmanlı devlet sisteminin çeşitli alt dallara ayrılarak modernleştiği gözlenebilir.

 

   Osmanlı modernleşme süreci içinde Tanzimat’a karşı çeşitli tepkiler doğmuştur. Bu tepkilerin en başında ise “Yeni Osmanlılar” hareketi gelir. Yine Batı tarzı eğitim almış aydınların oluşturduğu bu hareket, Tanzimat’ı bir yüzeysel batılılaşma olarak eleştirir. Yeni Osmanlılara göre Tanzimatçılar batılılaşmayı oldukça sığ anlamışlar, her anlamda Batı’ya bağlı bir üst sınıf oluşturarak kendi kültürlerini ihmal etmişlerdir.

 

  1856 yılına gelindiğinde Osmanlı modernleşmesinde önemli bir yeri olan Islahat Fermanı ilan edilmişti. Islahat Fermanı’nın en önemli özelliği Müslüman tebaanın imtiyazlı konumdan çıkıp din ve mezhep gözetilmeksizin tüm tebaanın eşit konuma gelmesiydi. Bunun kaçınılmaz sonucu olarak Osmanlı’da milliyetçilik ve İslamcılık hareketleri başlamıştır.

 

    II. Abdülhamit döneminin başında Osmanlı-Rus savaşı sonucu imparatorluğun büyük toprak kayıpları yaşaması, kurtuluş yolunda yeni bir arayış olarak İslamcılık düşüncesi ön plana çıkarmıştır. Bu dönemde Batıcılık, Batı’nın müspet ilimlerini almak olarak yorumlanmıştır (Mardin 14).

 

   II. Meşrutiyet’in ilanından önce, 1905 yılında, Japonların Rusları yenilgiye uğratması Osmanlı’da kimi aydınlarda modern bir medeniyette geleneksel değerlerin saklanılabilirliği düşüncesini doğurmuştur. Bu düşünce daha çok İslamcı hareket içinde savunulmuştur. Mehmet Akif’in kimi şiirlerinde bu düşüncelere rastlamak mümkündür.

 

   Görüldüğü gibi Osmanlı’nın gerilemeye başlamasıyla birlikte modernleşme süreci diyebileceğimiz Batılılaşma hareketi başlamıştır. Batılılaşma hareketine karşı üretilen fikirler de aslında modernleşme kuramına çok da aykırı düşmemektir. Çünkü bu dönemde asıl amaç imparatorluğun çöküşünü engellemektir ve Batı’nın üstünlüğü kabul edilmiştir. Bu sebeple çöküşü engellemek için ortaya atılan fikirler “ilerlemeci düşünce” hemen hemen paraleldirler.

 

C.    Erken Dönem Cumhuriyet Modernleşmesi

 

   Osmanlı’nın yıkılıp yerine Türkiye Cumhuriyeti’nin kurulmasıyla birlikte Türk Modernleşmesi yeni bir boyut kazanmıştır. Artık Osmanlı’nın son dönemlerindeki Batıcılık akımına alternatif diğer düşünceler önemi yitirmiş, Batıcılık kesin bir üstünlük kazanmıştır. Cumhuriyet başlı başına “modern” bir ulus devlet yaratma projesidir. Erken dönem cumhuriyet, kendisine “muasır medeniyetler seviyesinin üstüne çıkma” hedefini koyarak modernleşme kuramını bir anlamda kurumsallaştırmıştır. Ancak, Batı dışı her toplumda olduğu gibi Türk modernleşmesi de bir geç modernleşmedir. Cumhuriyetin modern bir toplum ve birey yaratma gayesi jakoben bir modernleşmeyi de beraberinde getirmiştir. Bunun yanında modernleşmenin erken dönem cumhuriyette bir iktidar aracı olarak kullanıldığı da görülmektedir.

 

1.      Kemalizm’in Bir Modernleşme İdeolojisi Olma İddiası

 

   Cumhuriyetin kurulmasıyla birlikte Türk modernleşmesinde Kemalizm bir anahtar kavram olmuştur. Kemalizm, esasında birçok yönden II. Meşrutiyet döneminde biçimlenmiş olan Jön Türk hareketinin devamı niteliğindedir (Köker, syf. 20). Ancak, Kemalizm, beslendiği geç dönem Osmanlı modernleşmesinden bağlarını kopararak, kendisini tek başına erken dönem cumhuriyet modernleşme ideolojisi olarak nitelendirmiştir. Bunun sağlanması için çeşitli politikalar uygulanmıştır. Osmanlı’nın çöküşü ardından Kurtuluş Savaşı’nda birçok gruptan insan birlikte yer almıştır. Bu uzlaşma ortamı, cumhuriyet kurulduğunda yerini çatışmaya bırakmıştır. Çünkü doğal olarak, yeni kurulan cumhuriyette toplum yapısının hangi görüşe göre şekilleneceği, cumhuriyetin siyasal merkezinde hangi görüşün yer alacağı soruları bir iktidar mücadelesine sebep olmuştur. Bu iktidar mücadelesinde, Mustafa Kemal, muhalefeti tasfiye yoluna gitmiştir. Tasfiyeler sadece Ankara veya rejim muhaliflerine yönelik değil aynı zamanda Büyük Millet Meclisi (BBM) çatısı altındaki muhalif guruplara karşı da uygulanmıştır. Bu amaçla Takrir-i Sükûn Kanunu çıkarılmış, İstiklal Mahkemeleri kurulmuş ve uygulamalarda ordu etkin bir biçimde kullanılmıştır. 1927 yılına gelindiğinde Mustafa Kemal’e muhalif olabilecek hiçbir kadro kalmamıştır. Muhalefetin tasfiyesinin yanında gerçekçi olmayan bir biçimde, Osmanlı’dan gelen mirasın reddiyle erken cumhuriyet kendisine büyük bir manevra alanı açmış ve Mustafa Kemal kendi kurucu kimliğiyle tek güçlü siyasi aktör olmayı başarmıştır. Böylesine büyük bir güce ulaşan Mustafa Kemal, geç dönem Osmanlı modernleşmesinden kendisini soyutlayarak, tarihi kendisiyle başlayan yeni bir modernleşme söylemi geliştirmiştir. (Ete, Sabah)

 

2.      Kemalizm ve Modernleşme Kuramı

 

   Kemalizm’in kendine has bir modernleşme yöntemi yoktur. Bilakis, Batı modernleşmesinin ilk ayağı olan Rönesans’ın dini otoriteye karşı laik bir sistemi getirdiği gibi Kemalizm de modernleşmeye laiklik üzerinden başlamıştır. Toplumu bir arada tutan din ve mezhep gibi ögeler dışlanarak, ortak bir Türklük paydası oluşturulmaya çalışılmıştır. Bu açıdan bakıldığında Kemalizm, modernleşme aracı olarak Fransız tarzı bir devrimi kendine seçmiştir. Ancak bunlar sadece başlık olarak benzerlik taşımaktadır. Kemalizm’in farklılığı, farklı bir modernleşme sistemi olmasından değil, modernleşme sürecinin çarpıklığından ileri gelmektedir.

 

3.      Kemalizm’in Modernleşme Süreci

 

   Kemalizm ithal bir modernleşme sürecini Türkiye’de uygulamaya çalışmıştır. Kemalist rejim, o dönem dünya siyasetinde var olan rejimlerden etkilenmiş ve totaliter uygulamalarda bulunmuştur. Kemalizm’in modernleşme adına yaptığı devrimlere baktığımız da hepsinin tepeden inmeci olduğu görülmektedir. Kemalizm’in modernleşme ideali, daha çok 1923-1928 yılları arasında yoğunlaşmıştır. Bu dönemde modernleşme adına yapılan devrimler oldukça sığ Batılılaşma yorumlarıdır. Kemalist rejimin devrimleri tek tek incelendiğinde, bu devrimlerin arka planında derin bir kültürel birikimin yatmadığı açıktır. Bu devrimlerden birincisi, cumhuriyetin ilanıdır. Ancak cumhuriyetin ilanı, eksik Batılılaşmanın bir göstergesi olmuştur. Çünkü cumhuriyet kurumunun tam manada işlemesini sağlayacak hukukun üstünlüğü, güçler ayrımı, mülkiyet dokunulmazlığı, dinin ve bilim kurumlarının devlet müdahalesinden masuniyeti, basın özgürlüğü, parlamenter yönetim, serbest seçimler ve demokrasi gibi değerler cumhuriyetle birlikte ithal edilmemiştir (Nişanyan 291). Bir diğer Kemalist devrim olan laikliğin ilanında da sorunlar vardır. Kemalist rejimde laiklik kavramının içine olur olmaz her şey katılmış, Batılı anlamda laiklik yorumundan uzak durulmuştur. Bu manada laikliğin tüm dinlerin ve dinsizlerin hakkını korumak ve onlara yaşam alanı açmak olan görevi görmezden gelinmiş, din toplumsal yaşamdan büyük ölçüde silinmeye çalışılmış ya da devlet kontrolünde bir Müslüman yaşayış modeli sağlanmaya çalışılmıştır. Bu da öz itibariyle laiklikten uzaklaşıldığını göstermektedir. Medeni Kanun’un kabulü de tepeden inme ve keyfidir. Bu kanunla beraber getirilen yenliklerin birkaç istisna hariç somut yararı gözlenememiştir (Nişanyan 293). Şapka devrimi ise bu devrimler arasında en trajik olanıdır. İki bin yıllık Batı tarihinde görülmemiş bir şekilde, toplumun kültür ve geleneğinde olmayan bir unsurun devlet eliyle halka zorla giydirilmeye çalışılması, modernleşme kisvesi altında açıklanamayacak bir despotizmdir. Kemalist rejimin modernleşme adı altında uyguladığı despotizmin en acı örnekleri de bu kanunun uygulanmasında yaşanmıştır. Bir gece de hiç alışık olmadıkları bir nesneyi giymek zorunda bırakılan halkın mantığıyla dalga geçilmiş, buna kanuna uymak istemeyen onlarca masum insan idam edilmiştir. İthal modernciliğin yarattığı bu despotizm, geç modernleşmenin yarattığı toplumsal travmanın acı bir örneğidir. Bu örneklere bakıldığında, Kemalist modernleşmenin, derin bir kültürel birikimden uzak, son derece sığ ve çoğu yönden modernleşmenin tersi yönde  uygulamalara imza atan bir modernleşme olduğu anlaşılmaktadır.

 

4.      Bir İktidar Mücadele Aracı Olarak Kemalist Modernleşme

 

    Kemalist rejimin, modernleşme sürecinden çok, iktidar mücadelesini önemsediği ortaya çıkmaktadır. Yaşanan modernleşme süreci her ne kadar Batıcılık odaklı bir dış gündem süslemesi olsa da,  iç siyaset dengeleri açısından da okumasının yapılması gerekmektedir. Cumhuriyetin kuruluşunun ardından yaşanan iktidar mücadelesine bakılacak olursa, iktidar için en büyük alternatif, milli mücadele sayesinde sisteme ortak olan İslamcı harekettir. Erken dönem cumhuriyet modernleşmesinde, laiklik adı altında girişilen şey bir tasfiye hareketidir (Nişanyan, 297). İslamcı hareketi iktidar mücadelesinde saf dışı bırakmak için, hareketin tüm yapıtaşlarına saldırılmıştır. Tekke ve zaviyelerin kapatılması, kılık kıyafet kanunu, şer’i hukukun lağvedilmesi bu amaç çerçevesinde yapılan uygulamalardır. Örneğin, harf devrimiyle birlikte, İslamcı hareketin tüm entelektüel kökleri kurutulmuştur. Erken dönem cumhuriyet modernleşmesinin, modernleşme adı altında bir iktidar mücadelesine dönüştüğü bu örneklerle açıktır. Bir diğer nokta ise Batılılaşma macerasının Kemalist rejim için on yıllık bir heves olmasıdır. Cumhuriyet aynı zamanda yeni bir ulus-devlet yaratma projesiydi. Bu yeni ulus-devlet yaratımında ulusal bir ideal yaratımı olarak ilk on senede Batıcılık ideali işlenmiştir.1930’lardan itibaren ise Kemalist rejimin artık Batıcılık odaklı söylemlerden uzaklaşmaya başladığı ve İslamiyet öncesi Türk tarihinin söylemlerde referans alınmaya başladığı görülür. Buna uygun olarak, 1930 sonrasında dil ve tarih odaklı devrimler yapılır.

 

D.    Sonuç

 

    Türk modernleşmesi tartışmaları geç dönem Osmanlı modernleşmesi ve erken dönem Cumhuriyet modernleşmesi etrafında dönmektedir. Geç dönem Osmanlı modernleşmesinde temel amaç imparatorluğun yıkılmasını önlemektir. Bu yüzden her anlamda Osmanlı’dan üstün olan Batı’nın çeşitli alanlardaki özellikleri Osmanlı kurumları üzerinde uygulanmaya çalışılmıştır. Bu dönemde Osmanlı aydınları arasında çok büyük fikir tartışmaları çıkmıştır. Cumhuriyet’in ilanıyla birlikte modernleşme dış müdahale ile kesintiye uğramıştır. İmparatorluk birikimiyle fikri yapısını oluşturan Kemalist rejim, Osmanlı modernleşmesini reddederek bir kopuş söylemi oluşturmuştur. Bunda da amaç, tarihi Kemalist devrimlerle başlayan yeni bir modernleşme söylemi yaratmaktır. 

 

   Modernleşme süreci, geleneksel toplumdan modern topluma geçiş demektir. Avrupa’da bu geçiş en az 400 yıllık süreyle ve kendiliğinden gerçekleşmiştir. Yani Batı, kendi iç dinamikleriyle modernleşmiştir (Köker 151). Ancak Türkiye’de geç modernleşme yaşayan bir toplumdur ve modernleşme süreçleri ithaldir. Türk modernleşmesinin ilk aşaması olan geç dönem Osmanlı modernleşmesinde fikri tartışmalar ön plana çıkmıştır. Ancak erken dönem cumhuriyet ile birlikte ithal modernleşme son derece sığ bir Batıcılık yorumuyla gerçekleşti.

 

    Geç modernleşme süreçlerinin sahip olduğu tüm dezavantajlara Türk modernleşmesi de sahipti. Batı toplumundan geri kalmışlık ve bir an önce bu açığı kapamak için bir modernleşme atağı başlatılmıştı. Ancak sorun, bu modernleşme atağının ne kadar iyi hazırlanıp hazırlanmamasıyla ilgilidir. Erken dönem cumhuriyet modernleşmesi, toplum mühendisliğine dayanan ve uluslararası konjonktürün verdiği etkiyle, despotik ve totaliter uygulamalarla, modernleşmenin yaratılmaya çalışıldığı bir dönem olmuştur.

 

   Sonuç olarak, geç dönem Osmanlı modernleşmesini reddedip kendi modernleşme söylemini yaratmaya çalışan Kemalizm, erken dönem cumhuriyet modernleşmesini iktidarını sağlamlaştırmak için kullanmış, despotik ve sığ modernleşme çabalarını yaklaşık on yıl devam ettirdikten sonra Batıcılık referansından vazgeçmiştir. Bu anlamda Türk modernleşmesi Kemalizm ile birlikte sekteye uğramıştır denilebilir. Eksik ve sığ Batılılaşma yorumlarıyla, yapılan despotik devrimleriyle ve modernleşmeyi bir iktidar aracı olarak kullanmasıyla, Kemalizm’e tarih üstü bir vasıf yüklenmesi son derece anlamsız ve yanlıştır.

 

Hüseyin Tarık Aydın - İstanbul Şehir Üniversitesi

Siyaset Bilimi ve Uluslararassı İlişkiler 

Kaynakça

Altun, Fahrettin. Modernleşme Kuramı. İstanbul: Yöneliş, 2002.

Ete, Hatem. «Modernleşme, Atatürk ve Kemalizm.» 19 11 2011. Sabah Gazetesi.

Giritli, Prof. Dr. İsmet. «Modernleşme İdeolojisi Olarak Atatürkçülük.» ATATÜRK ARAŞTIRMA MERKEZİ DERGİSİ IV (1998).

Kara, İsmail. Cumhuriyet Türkiye'sinde Bir Mesele Olarak İslam. İstanbul: Dergah, 2010.

Köker, Levent. Modernleşme Kemalizm ve Demokrasi. İstanbul : İletişim, 2009.

Mardin, Şerif. Türk Modernleşmesi. İstanbul: İletişim, 1992.

Nişanyan, Sevan. Yanlış Cumhuriyet. İstanbul: Everest, 2010.

Özoğlu, Hakan. Cumhuriyetin Kuruluşunda İktidar Kavgası. Çev. Zuhal Bilgin. İstanbul: Kitap Yayınevi, 2011.

Hüseyin Tarık Aydın