Birlik Stratejik Araştırmalar Merkezi - BİRSAM

Türkiye'de Medya ve Kadın İlişkisi

Türkiye'de Medya Kadın İlişkisi hakkında İstanbul Ticaret Üniversitesi öğretim görevlisi Doç. Dr. Oya Şakı Aydın ile gerçekleştirmiş olduğumuz röportaj "medya kadın ilişkisi" bağlamında önemli tespitler içeriyor.

Doç. Dr. Oya ŞAKIAYDIN– İstanbul Ticaret Üniversitesi Öğretim Görevlisi

Röportaj : Servan Yalçın - BİRSAM Medya Okuryazarlığı Enstitüsü / Araştırmacı

 

  1. Sizce medyanın gözünde kadının nasıl bir profili var ve sizce bu profil nasıl olmalı?

 

Medyada kadın çok çeşitli biçimlerde işleniyor, tek bir kadın profili olduğunu söyleyemeyiz. Esasında medyada birbiriyle çelişen kadın sunumlarına sıkça rastlıyoruz. Bazı içeriklerde kadın ev odaklı olarak gösterilirken bazı içeriklerde ise çalışan, kendi ayakları üzerinde duran bir kadın tipi görebiliyoruz. Medyada farklı kadın tiplerinin sunuluyor olması medyanın var olan toplumsal sorunları kavradığı ya da yansıttığı anlamına gelmez. Burada profilden ziyade tüketicinin bunu nasıl içselleştirdiği önemlidir.  Ticarileşmiş bir medya ikliminde herhangi bir konuda medyanın kamu yararı gözetmesini beklemek hayalcilik olur. Diğer yandan, medya okuryazarlığının geliştirilmesinin ciddi bir etkisi olabilir. Bunun için medya tüketicisinin medya içeriklerinin kurgulanmış olduğunun farkında olması ve bu içeriklere eleştirel bir bakış açısıyla bakması önemlidir. Ayrıca tüketici konumundaki izleyicinin kendisinin içerik üretecek beceri ve imkânlara sahip olabilmesi de hayati önem taşır.

 

2. Peki medyanın kadını bu şekilde ‘işlemesi’nin sizce nedeni nedir?

 

Medya dediğimiz şey ticari bir kuruluştur. Sonuçta bir kamu hizmeti anlayışı gazetecilik mesleği etiği içerisinde var ama gazetecinin çalıştığı kurum içerisinde habere bir ürün olarak bakılıyor. Dolayısıyla böylesine ticarileşmiş bir ortamda en fazla sayıda kişinin medya içeriklerini tüketmesini sağlamak için en sansasyonel, yani en dikkat çekici başlıklar ve görsel malzeme kullanılıyor. Burada “insan ilgisi” önemli bir unsurdur. Kadın bedeni de bu bağlamda kullanılıyor. Reklamlar, haberler, diziler gibi içeriklerde kadın bedeni görsel malzeme olarak kullanılıyor. Burada kadın bedeninin metalaştırılması medyadaki mülkiyet ve sahiplik ilişkileri ve ticarileşme çerçevesinde düşünülmelidir.

 

3. Kadınların medyada işlenişi; izleyici konumunda olan kadınlarda nasıl bir sosyo-psikolojik değişime sebep oluyor?

 

Türk toplumunun medya içeriklerine aynen yansıdığını söylemek doğru olmaz. Zaten izlerkitle çoğu zaman “realiteden kaçış” eğiliminde olduğu ekranda kendisini değil, özlem duyduğu şeyleri izlemek istiyor. Özellikle dizilere baktığımızda ağırlıklı olarak “zenginlik” sunumu olduğu görülüyor. Şiddet ve cinselliğin en fazla ön plana çıkarılan içerikler olduğunu da söyleyebiliriz. Üstelik sosyo-ekonomik düzey ne olursa olsun şiddet vurgulanıyor. Örnek vermek gerekirse “Paramparça” isimli dizide, sosyoekonomik olarak üst seviyedeki insanlar arasında da, sürekli bir kadının üstüne yürüme, kadına bağırma, kadına tokat atma sahneleri var. İzleyicilerde şöyle bir algı oluşuyor olabilir: “Bu kadar zengin bir kadın da bunu yaşıyorsa, benim yaşadığım son derece normal” gibi. Bu bir tür tatmin yaratıyor olabilir. Diğer yandan şiddeti uygulayan açısından da normalleştirme anlamına geliyor. Her zaman fiziksel şiddet olmayabilir ama sözlü şiddet de psikolojik şiddet de çok önemli. Bu esasında şiddet uygulayan için de şiddetin mağduru olan için de sıradanlaştırma ve meşrulaştırma anlamına geliyor.

 

4. Geçmişte ve günümüzde Avrupa'da medyada kadınlar nasıl işlenmektedir?

 

Kuzey Avrupa ülkelerinde yayınlanan dizilere baktığımda farklı kadın portreleri görebiliyoruz.  Siyasette, farklı toplumsal konumlarda yönetici pozisyonlarında olan kadınlar karşımıza çıkmakta. Her ülkenin yerel özellikleri kendi ürettiği içerikleri yansırken, küresel pazarın etkisiyle çok sayıda uyarlama ve format transferi de var. Dolayısıyla bugün Dünya çapında benzer içeriklerin karşımıza çıktığını söyleyebiliriz. Bir aynılaşma eğilimi var. Diğer yandan yerel düzeyde, kadının medyada sunumuyla siyasal düzen arasında bir ilişki de düşünülebilir. Demokrasinin uygulanmasında ve algılanmasında eksikleri bulunan ülkelerde medya içerikleri statükocu, meşrulaştırıcı ve var olan düzeni korumaya yönelik oluyor.

 

5. Medyada kadına şiddetin bu kadar sık ve derinlemesine işlenmesi sonucunda toplumun zihninde kadına şiddetin meşrulaştığı tezine katılır mısınız?  

 

Burada farklı iki nokta var. Bir taraftan medya yaptığı haberlerle bu konuda bir gündem oluşmasına neden olabiliyor. Özellikle Özgecan Aslan’ın öldürülmesinden sonra “Özgecan'dan sonrası” diye ifade edilen bir farkındalık durumu yaşandı. Yani şiddet konusunda ciddi bir duyarlılık oluştu. Medya haberleştirmese bu konuda bir kamuoyu oluşamazdı.Kamuoyunun oluşabilmesi için enformasyona ihtiyacımız var. Ama bu sunumların etik ilkeler çerçevesinde özenli bir şekilde yapılması lazım. Bıçaklanmış kanlar içindeki bir kadını ana sayfada görmek istemiyoruz. Ya da bir tecavüzün bütün ince ayrıntılarını televizyonda ya da gazetede anlatılmasını istemiyoruz. Çünkü bu hakikaten teşvik edici olabilir, özendirici olabilir.

 

6. Özgecan Aslan'ın başına gelen bu acı olayda medyanın olayı sunarken kullandığı dili ve  içeriklerini nasıl değerlendiriyorsunuz?

 

Bu olay ticari bir mantıkla; ‘çok izlenecek-çok satacak’ bir olaydır. Bunu terör olaylarında da gördük, patlamalar olduğunda televizyonlarda, ana haberlerde kolları kopmuş cesetlerin görüntülerini verdiler. Burada asıl medyanın üzerine gittiği şey, kadına yönelik şiddet değil, dikkat çekici bir haber sunmak. Şiddetin yanı sıra haberlerde vahşi cinayetin kurbanı olan Özgecan Arslan’ın özel hayatına girerek, mahremiyetine tecavüz ederek çoğu haberler yapıldı. Bir diğer konu ise medyada kullanılan ayrımcı dil. Dolayısıyla nu konunun iki ayağı var: birincisi medyanın haber yaparken çok özensiz olması, bence her haberde söz konusu bu durum, sadece cinayet haberi için değil. Gazetecilerin çeşitli nedenlerden dolayı haberlerini yazarken-yaparken ve incelerken yeterli özeni göstermemeleri. İkincisi de biraz daha geniş bir senaryo içinde zaten ayrımcı olan bir dili yeniden üretiyor olmaları.

 

7. Medyanın bu tarz durumlarda üzerine düşen görevleri nelerdir? İçerik üretiminde ve içeriği tüketen izleyiciler, nasıl değerlendirmeler yapmalıdır?

 

Gazetecinin üzerine düşen görev medya etiğini ihlal etmemesidir. Yani etik davranışta bulunursa zaten ortaya doğru bir iş çıkar. Medya etiğinde; haber kaynağının doğru olması, kullandığı dilin nefret söylemine yol açmaması, en önemlisi özel hayata müdahale etmemesi gibi ilkeler mevcut. İzleyenler açısından ise medya okuryazarlığı çok önemli bir kavram. Sonuçta sadece televizyon, gazete diye de düşünmüyoruz artık internet diye bir gerçek var önümüzde ve içerikler orada gerçekten çok suiistimal ediliyor, başlıklar yanıltıcı olabiliyor. İzleyicilerin, kullanıcıların seçici olması ve ''kendim içerik nasıl üretirim''e kadar giden soruları sorması ve bilinçlenmesi gerekli. Tüketici baştan seçici olmalı. Özellikle akıllı telefonlarla birlikte bir akış var sürekli. Bunun içerisinden doğru olanı gerçek olanı seçmekte oldukça zor. Bunun için; medya okuryazarlığı, yeni medya okuryazarlığı, dijital medya okuryazarlığı eğitimlerin sürekli eğitim haline getirilmesi lazım. Bu eğitimin yaş, cinsiyet vb. tanımadan süreklilik arz etmesi gerekiyor. Bunun içinde üniversitelere çok iş düşüyor. Üniversiteler halka açık olmalı ve sürekli eğitim merkezleri bu tarzda eğitimleri bütün halka verebilmelidir. Sivil toplum kuruluşları da bu eğitimi sürekli ve herkes için ulaşılabilir hale getirmelidir.

 

8. Kadına şiddet konusunda algılarımızın oluşmasında sosyal medyanın size nasıl bir yeri vardır?

 

Sosyal medya şu anda algı oluşturma açısından önemli bir noktada duruyor. Ama orada da şu var; sosyal medya kullanırken insanlar her zaman kendi düşünceleri doğrultusunda bir sosyal medya ağı oluşturuyorlar. Şöyle ki; Ben A görüşüne katılıyorsam sadece A görüşüne katılan insanları kendi çevremde topluyorum. Facebook için de geçerli Twitter için de geçerli. Çok nadiren B'de ne diyor acaba diye merak eden oluyor. Orada da yine bu klasik kutuplaşmanın getirdiği sadece tek yönlü bakış açısı tezahür ediyor. Elbette basında, televizyonda belli içerikler sürekli gündeme gelirken sosyal medyada daha çeşitli, daha hızlı bir akış var. Ama yine de sosyal medyanın da çok farklı algıların yaratılabildiği değil yine var olan fikirlerin yeniden üretilebildiği bir ortam olduğunu düşünüyorum. Çünkü gerçek anlamda bir demokratik özgür katılımcı bir sosyal medya ortamı da yok. Toplumsal çatışma ve kriz durumlarında sosyal medya alternatif oluşumlar için bir iletişim mecrası yaratıyor. Genç nüfus özellikle sosyal ağları daha aktif kullanıyor diyebiliriz.