Birlik Stratejik Araştırmalar Merkezi - BİRSAM

Türkiye'nin Avrupa Birliği Macerası

Türkiye, yüzyıllar boyu büyük bir coğrafyaya hükmetmiş Osmanlı İmparatorluğu'nun pek çok açıdan devamı sayılsa da, Baskın Oran'ın da 'Türk Dış Politikası' kitabının birinci cildinde belirttiği üzere kuruluşundan bu yana aslında 'değişmek' ve 'gelişmek' ilkelerini benimsiyor.

Türkiye, yüzyıllar boyu büyük bir coğrafyaya hükmetmiş Osmanlı İmparatorluğu'nun pek çok açıdan devamı sayılsa da, Baskın Oran'ın da 'Türk Dış Politikası' kitabının birinci cildinde belirttiği üzere kuruluşundan bu yana aslında 'değişmek' ve 'gelişmek' ilkelerini benimsiyor. Temelinde laik ve demokratik bir ülke olan Türkiye, 1923 yılından itibaren yönünü açıkça Batı'ya çevirmiş, istikrarsız ve güçsüz Orta Doğu ülkelerinin yanında yer almaktansa, iki büyük savaş yaşamış ve bu savaşlardan sonra kendini bir şekilde toplayarak anarşik bir yapısı olan uluslararası sisteme hükmetmeyi başaran güçlü devletlerin yanında yer almak istiyor. Türkiye'de kuruluşundan bu yana 'tam demokratik' bir ortam sağlanamasa da, iktidara gelen tüm partilerin üzerinde mutabık olduğu tek bir konu vardı, 'Avrupalı devlet' statüsünü kazanmak.

 

Türkiye ve AB arasındaki ilişkilerin başlangıcı 1959 yılında Avrupa Ekonomik Topluluğu'na üye oluşumuzla başlıyor ve 1963 yılında yürürlüğe giren Ankara Antlaşması ' nda kurulan ortaklıkla devam ediyor. Girilen bu zorlu yolda Türkiye bir çok aşamayı başarıyla geçiyor ve 1970 yılına gelindiğinde Katma Protokolü 'nü imzalanıyor. Bu iki belge -Ankara Anlaşması ve Katma Protokolü- Türkiye'nin AB yolundaki en önemli hukuki dayanağıdır (ÖZER,2009).Türkiye'de o dönemlerde henüz oturmayan demokratik yapı, yaşanan darbeler sebebiyle AB ile olan ilişkilerimizi duraklamaya sürüklüyor.1983 yılında sivillerin yönetimi ele almasıyla yavaşlayan süreç, 80'li yılların sonunda Türkiye'nin tüm bu olumsuzluklardan sıyrılıp, kendini dünyaya açmasıyla tekrar hızlanıyor ve Türkiye 1987 yılında AB'ne tam üyelik için başvuru yapıyor. Fakat AB'nin yapılan başvuruya 1989 yılında verdiği cevap olumsuz oluyor. AB, Türkiye ile Gümrük Birliği sürecinin tamamlanmasını ve bu dönemde derinleşmekte olan AB'nin bir sonraki genişleme sürecini beklemesini teklif ediyor. Derinleşme safhasında, Türkiye'nin 'uyum süreci' adı altında gösterdiği çabalar AB'de önemli sonuçlar yaratmıyor, Avrupa Komisyonu'nun hazırladığı ''Gündem 2000 Raporu'nda Türkiye genişleme sürecine dahil edilmiyor, ve 1997'de yapılan Lüksemburg AB Zirvesi'nde Türkiye'nin üyeliği kabul edilmiyor. Bunun üzerine Türkiye'nin tepkisi ise Birlik ile olan ilişkilerini kesmek oluyor.

 

Makalenin tamamı için tıklayınız. 

Türkiye-AB
 

 

 

Ayşegül Büşra Özkan