Birlik Stratejik Araştırmalar Merkezi - BİRSAM

Ermeni Meselesinin Kökünde Terör Var!

BİRSAM - Birlik Stratejik Araştırmalar Merkezi Türk - Ermeni Barış Araştırmaları Enstitüsü tarafından düzenlenen Gündem Toplantısı programında Taşnak'tan ASALA'ya Ermeni Meselesinde terör örgütlerinin rolü konusu ele alındı. Türk - Ermeni Barış Araştırmaları enstitüsü Direktörü ve Uzman Araştırmacı olan Mehmet Fatih Öztarsu tarafından gerçekleştirilen sunumda geçmişten günümüze terör örgütleri ile filizlenen Ermeni meselesi geniş bir yelpazede ele alındı. Fatih Öztarsu'nun sunumu ile başlayan program katılımcıların soru cevapları ile sürüp Fatih Öztarsu'nun son çıkan "Fedailer Devrimi" adlı kitabını katılımcılar için imzalaması ile son buldu.
Toplantıdan Notlar;
Ermeni meselesi uluslararası kamuoyunda ilk olarak Berlin Anlaşması'nın 61. maddesinde "Doğu Anadolu'da Vilayet-i Sitte olarak belirtilen yerlerde yaşayan Ermenilerin Kürt ve Çerkezlere karşı korunması" şartı ile gündeme gelmişti. O günden itibaren gelişen süreçte bölgede asayişsizliğin kamuoyunda gündeme gelinmek için şart olduğunu farkeden Ermeni devrimci federasyonları mücadelelerini silahlı olarak icra etme yönünde karar alıp Anadolu'da onlarca terör olayı tertip edildi. Bu olayların içinde Osmanlı Padişahı 2. Abdülhamit'e karşı gerçekleştirilen suikast girişimi ve Osmanlı Bankası'nda gerçekleştirilen bombalı saldırı da vardı.
 
Armenekan ile başlayıp Hınçak ve Taşnak ile birlikte kurumsallaşan terör olayları Anadolu'nun huzur ortamını tamamen sarsmışken yurtdışından Osmanlı hükümetine karşı baskıları arttırmış, Hükümeti içeride de büyük darlıklara sokmuştu. Terör örgütlerinin parti programlarında doğrudan belirttikleri "silahlı mücadele ile bağımsızlığı elde etme" stratejisi 1913 yılına gelindiğinde Hınçak parti programına Hükümet yetkililerinin doğrudan etkisiz hale getirilmesi şeklinde kendisine yer buldu. Dünya savaşı başlayıncaya dek birçok fiili saldırı veya teşebbüsünde bulunulmuşken Hükümet unsurlarınca alınan tedbirler çoğu zaman etkisiz kaldı ve savaş sırasında daha büyük tehditler oluşturdu.
 
1915 yılında içeride ve dışarıda Taşnak terör eylemlerine tedbir olması bakımından kararı alınan Kanun-u Muvakkat ya da bilinen ismi ile Ermeni Tehciri 1 yıllık süre içerisinde gerçekleştirildi ancak öngörüldüğü üzere tehlike bertaraf edilmedi. Dünya savaşından sonra 1918 ve 1922 yılları arasında ise Osmanlı Hükümet temsilcilerinden Sait Halim Paşa, Cemal Paşa ve Talat Paşa gibi önde gelen kişilerin hedef alınması ve suikastler ile öldürülmesi Nemesis (İntikam) operasyonları çerçevesinde ayrı bir terör eylemi silsilesi oluşturdu. Ancak çok daha garip olan tüm katillerin yakalanmasına rağmen yargılanıp serbest bırakılmalarıdır. Zira hemen hemen hepsi hakkında akıl sağlığının yerinde olmaması bahaneleri ile -ki öyle değildir- yargılama gerçekleştirilemedi. 
 
Nemesis eylemlerinden Türk Kurtuluş Savaşı sırasında iki yeni devlet formuna kavuşan Ermeniler ve Türkler sınır komşusu olana dek düzenli ordu ile mücadelelerini gerçekleştirdiler ve antlaşmalar neticesinde Ermeni tarafı Türkler ve Türkiye üzerindeki tüm iddialarından vazgeçtiler. 1923'ten sonra ise Ermenistan'ın devletleşme süreci, yurtdışında ise diasporanın toparlanması gerçekleşti ve 50 yılda yeni bir iddia ile kendisine uluslararası kamuoyunda yer buldu. 1973'te soğuk savaş ortamının da tetiklemesi ile ASALA terör örgütünün ilk eylemini gerçekleştirmesi sonucunda 10 yıl kadar sürecek terör olaylarında onlarca diplomat ve sivil hedef alındı ve hunharca katledildiler. 1983 yılında son olarak Paris Orly Havaalanı'nda gerçekleştirilen saldırıda özellikle Türk olmayanların da hayatını kaybetmesinden dolayı ASALA kendisine yöneltilen baskı sonucunda silahlı eylemlerine son verdi.
 
Terör saldırıları ile başlayıp hala daha uluslararası kamuoyunda Türkiye'ye karşı hukuki anlamda hak ihlalleri ile devam eden mücadelenin devlet ve lobi kanadında birçok çalışmaların olduğu görülüyor. Özellikle 100. yıl olarak belirlenen 2015'te gündemi daha fazla meşgul etmesi beklenen meselenin hukuki bir platformda ele alınıp karara bağlanması büyük bir ihtiyaç durumunda. Böyle bir süreçte diplomatik yolların kapalı olmasından dolayı kamu diplomasisi stratejilerinin dikkate alınıp bu yönde etkinliklerin arttırılması iki milletin ortak geleceği adına da büyük bir değer taşıyor.